Welcome, Guest. Please login or register.
28 Feb 2020 - 00:56:32
batug.com forum sayfalari  |  Basketbol Dışı  |  Kültür - Sanat  |  Edebiyat  |  Topic: Denemeler (okumaktan sıkılmayanlara özel).. 0 Members and 1 Guest are viewing this topic. « previous next »
Pages: 1 [2] 3  All
Author Topic: Denemeler (okumaktan sıkılmayanlara özel)..  (Read 16960 times)
o_irengun
Guest
« Reply #15 on: 26 Jan 2003 - 08:29:15 »

Yaklasik bir haftadir gunde 8-9 saat arasi (yaklasik 7 saatlik okul yol vs disinda)  siyirdim.Siyirmamin nedeni ders calismak degil daha bir ton seyi calismak durumunda olmam vs vs.Neyse bu yaziyi kendi hayatimin bir dönemiyle alakali yaziyorum ve spontane olarak yaziyorum.




  Düsmüstüm en dibin de dibine herseyi mi kaybetmistim ugruna okulumu biraktigim isimi daha da önemlisi isime ve meslegime olan sevgimi saygimi.Hayatta en sevdigim ugruna hayatimi verebilecegim insanim biricik sevgilimi.Dert otagim her kötün animda yanimda olan insani dostumu.en degerli hazine olan sagligimi  ve ailemin bana olan guvenimi,kendime olan saygimi ve güvenimi herseyden daa pnemlisi bütün hayallerimi ve amaclarimi kaybetmistim.Umudun bittigi yerde ölüm baslar sözü benim icin gercek oluyordu.Cogu insan icin devede julak olan seyler benim icin ölüm oluyordu.bütün o güclü ve basarili insan bir anda en büyük yalan oluvermisti.

O anda yeni iki arkadasla tanistim alkol ve uyusturucu.Siki sikiya sarildim onlara kaybettigim herseyin acisini onlardan cikartiyordum adeta.

Iste o anda batagin icine dustugumu hisstetim artik ben degildim.Zavalli birisiydim gercekten sukretmek yerine isyan etmeyi secen her insan gibi bende esas dususe gecmistim.Hayat hicbir kosulda bitmemisti aslinda ama ben bitirmek icin elimden gelenden bile fazlasini yapiyordum.

Bir gece  cok az tanidigim bir arkadasimla yine alkol kadehleriyle sevisirken.Hayatimda ilk kez kustum.Sanki  bütün icim bosalmisti.Herseyim gitmisti.Masaya zar zor dondum.Kadehime baktim ve  yeni bastan basliyorum dedim.Demin butun gecmisimi  kustum.simdi yeni bir hayata basliyorum.

Sabaha karsi eve gittim.Yatagima yattim ve yeni hayatimin planini yaptim ilk önce birtaktigim okuluma geri dönecek sonra  kendime bir is bulacak yenibir  hayat yaracakktim kendime.Yasadigim herseyi unutucak ve tamamiyla sifirdan baslayacaktim.

Tam uyumustum ki annem geldi.Elinde bir zarf tutuyordu.Almanya tip okumak icin yaptigim ve ümidi cooktan kestigim basvurum.Hayattaki en büyük hayalimin kayisini görecektim birazdan sansim milyonda birden bile dusuktu.Annem zarfi acti vve bana verdi  satirlardaki kelimeler benim icin anlamsizdi.Nerdeyse anadilim kadar iyi bldigim almancayi anlamiyordum.Mektubu cok sarhosun deyip kardesime verdim.okudu ve bana sarildi agbim agbim kabul edildin diye aglamya basladi.Ben ha..... ordan lan kafa bulma benle deyip  almanca bilen bir arkadasima telefon acip mektubu okudum.agbi hayirli olsun diyince ulan senin almancana siciim deyip telefonu kapattim sinirden elim ayagim kesilmisti.bir iki arkadasimla daha telefonla konusup ayni dialoglari tekrar yasiyinca  en sonunda bir alamn hocama telefon actim.oda tebrik ederim diyince  bir sandalyeye oturdum ve aglamaya basladim.Deli gibi agliyordum.Hayallerim gercek olmustu.O anda dunya uzerinde kimse benden daha mutlu olamazdi. Basarmistim.Ve hayatim bir ay icinde son kez ter yüz olmustu.

Hayatta kimse kaybetmez ve ya kimse kazanmaz.

Her cikisin bir inisi oldugu bir gercek ama  heran yeniden ve eskisinden cok daha yüksege cikabilecegimizi unutmamaliyiz.
Logged
Wolver
Forum Sorunsalı
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 1.002

Aldığı Nefes Zarar


View Profile
« Reply #16 on: 26 Jan 2003 - 21:39:24 »

Hayatin en guzel yillaridir genclik yillari der yashca yolun yarisina yaklasmis ve gecmis insanlar, halbuki aslinda bildikleri halde bilmeden soylerler hayat yashta degil yashadigin durumlara paralel olarak gelisir genelde.

Hayati kimileri gencliginde kimileri ise ilerleyen yashlarinda bashlar yashamaya. Cok enteresan sozler sarfetmis olan atalarimiz sarfettikleri sozlerde zaman ve mekan kavramlarini pek islememis olsalarda aslinda hayatin zorlugu ve enteresan yonlerinin ustune baya vurgularda bulunmuslar. Ama daha enteresan bi durum varki her nasil olmushsa yine iyi bisheyler bulup cikartabilmishler karsimiza.

Demek hayat her ne olursa olsun, basimiza her ne gelirse gelsin yashanacak, hayata devam edecek ve hatta hatta hayattan zevk alinabilecek kadar guzel aslinda. Guzel..Bu gercektende kulaga cok hos geliyor aslinda. Yani diyebilirimki kotu zamanlarda bana soylenenlerden hatta tutayim diye verilen ogutlerden cikardigimda budur aslinda. Ama ne bileyim insan sanirim bazi durumlarda vurdumduymaz olabiliyo "iyi" sayilabilecek seylere karsi.

Ne gibi "iyi" diyenleriniz olacaktir elbet ona da cevap vereyim cabucak. Hani olur ya sevgilinizden ayrilirsiniz veya vahim sekilde hastalanirsiniz veya kaza gecirirsiniz veya sevdiginiz bi insani kaybedersiniz veya daha da kotu bisheyler gelir basiniza..Ishte oyle bi durum olusturun kafanizda ve bi de size iyi seylerden bahseden bir veya birden cok kisi hayal edin..Simdi karsinizdaki insan veya insanlarin soyledikleri ile basiniza gelmis durum arasinda bi orantilamaya giderek mi cikcaksiniz sizce bu kotu durumdan? Yoksa "ya nasi olsa bu boledir" diyip bi kenara mi cekileceksiniz daha basit bi cozum yontemi olarak..

Ben size cevabini vereyim, aslinda hic biri degil..Asil cevap bence yine kendi icimizde sakli cunku aslinda hepimiz her ne kadar kalabalik olursa olsun, her ne kadar sosyal olursa olsun bu toplum icinde hemen hemen tamamen yanliz kalmish insanlariz. Bunu her topluma ve hatta tum yasanmis zamanlarin hepsine mal etmek bence yanlis sayilmaz.

Simdi bu teorimizi bir kac ornekle biraz guclendirelim isterseniz. Hayatin cok daha basit cok daha anlasilir oldugu eski zamanlara bakalim..Yine olumler, yine kazalar, yine ayriliklar, yine acilar yine acinasi duruma dusenler..Olaylar ve olgular zaman baglami disinda yine ayni yine tekduze..E insanoglu eskiden de sosyaldi simdi de sosyal, teknoloji denen nimet disinda yanimiza ekstradan aldigimiz pek bi lükste yok gibi..O zamanlarda da yine yanimizda ayni insanlar ayni kafa yapilari vardi..

Az daha destek olsun diye ekstradan 1-2 sey daha soyleyeyim, Robinson crusoe bile dustugu adada bi cuma buldu felsefesiyle durumlara yaklasmaktan ziyade icimizde yasattigimiz ama aslinda bizi yansitmayan taraftan bahsedelim. Hani hepimizin icinde olan ve saklamaya calistigimiz yuzumuz olan o yan..Aslinda onu saklamak kendimize ihanet gibi dusunulmemeli cunki o "kotu" anlarin icinden cikilabilesi hal almasina sebep olan yegane sey de o bence..

Soyle bi ornek verelim simdi..Farzedinki isinde gucunde gayet hali vakti yerinde bi insansiniz, seviyosunuz seviliyosunuz cok sukur sagliginiz sihhatiniz yerinde, eksiginiz yok fazlaniz var..Var olmasina varda hepsini bi anda kaybettiginizi dusunun bide..COk uzun sureli olmasada bir sure kiminle bashbasha kalirsiniz? Kim sizinle paylasir herseyini o kisa surecte? Tabiki yine siz, yani kendiniz..SOn soz olarak kendinize iyi bakmayi unutmayin :)

The End
Logged





Batug Member Since 2002
ilkerdalgıç
Veteran
Jr. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 285


View Profile WWW
« Reply #17 on: 23 Jun 2003 - 01:49:48 »

lost soul bölümü açıldığında bayaa bi özenmiştim o zaman yazmıştım bu ilk denememi:

Bilgisayarın karşısında Sacramento Kings’in son maçını okuyordum. Hidayet fena oynamamış. Kings de maçı kazanmış... Odamda yankılanan Lenny Kravitz’in o hafif cırtlak sesinin arasından annemin bana seslendiğini duydum: “Oğluuuum....Telefooon”. Herhalde arayan  Erçin’di. Cumaları hep Erçin ile buluşurdum. Büyük olasılık “Hala evden çıkmadın mı be adam” diye çıkışmak için aramıştı. Ancak arayan o değil Özlem’di.
-   Çabuk benim eve gel, acele et!
-   Hayrola kızım neler oluyor? Sen iyi misin?
-   Ya merak etme bir şeyim yok.Ama sana ihtiyacım var bana gelmen lazım.
-   Tamam Erçin’i alayım geliyorum.
Telefonu kapattım. Odama gidip gardırobumdaki bütün pantolonların ceplerini yokladım. Hepsinden birer ikişer milyon çıkmıştı. Önce gidip Erçin’i aldım.Daha reşit olmamama rağmen babam Ataköy sınırları içinde arabayı kullanmama izin veriyordu. Erçin benim kız arkadaşımdı. 6 aydır beraberdik. Bana bu kadar süre tahammül edebilen ilk kızdı.  Sahil yoluna çıkmadığımızı görünce “Ne o!Bu akşam beni eve mi atıyorsun?” dedi. “Ya kızım senin aklın başka şeye çalışmaz mı? Özlem’in evine gidiyoruz” diye karşılık verdim.
-   Bu akşam çocuk bakıcılığı yapmayacaksın ya? diye sordu.
-   Ya ne bileyim çağırdı kızcağız işte. “Acele et” falan dedi, gidince anlarız derdi neymiş.
Özlem’in evine vardığımızda ortalık ana baba günü gibiydi. Bizim gruptakiler oradaydı. Ancak ortada Özlem yoktu. Birazdan odasından çıktı. Üzerinde genelde otuzlu yaşlardaki kadınların giydiği türden siyah bir gece kıyafeti vardı. Beni görünce yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
-   Nasıl olmuş beğendin mi?
-   Kızım ne bu böyle? 12 silindirli dodge viperlara benzemişsin!
-   ?!?
-   Dodge viper....Yani motor, yani kaşar....Ne işi var bu kıyafettin senin üstünde? Ben niye buradayım? Herkes neden burada? Biri bana bir açıklama yapsın lütfen.
- Özlem bu gece Gökhan ile buluşuyor, diye olaya açıklama getirdi Pınar, tam bir saattir ona kıyafet seçmeye çalışıyoruz.
Özlem ile Uludağ’da tanışmıştık. Benden iki yaş küçüktü.Çok akıllı bir kızdı ve onu kardeşim gibi severdim. Ailesi Eskişehir’de oturuyordu. 5 yıl boyunca yatılı okuduktan sonra babası bu sene dershaneye de gideceğini de hesaba katarak, artık onun büyüdüğüne kendine bakabileceğine kanaat getirerek ona bu sene başında tek odalı bir ev tutmuştu. 5 yıl boyunca yatılı kalınca biraz süt kalmıştı. Fazla erkek işlerinden anlamazdı. Bu Gökhan ise uzun zamandır hoşlandığı benim ise pek kıro bulduğum bir tipti. Şimdi kardeşimi dışarı çıkartıyordu.  
-   İyi güzel de bu dallama seni nereye götürüyor bu saatte?
-   Babylon’a gideceğiz. Caz konseri varmış. Ay ne tatlı dimi?
-   Ya kızım sen ne anlarsın cazdan. O lavuk da anlamaz.
- Kimin konseriymiş, diye sordu Şeref. Aramızda gerçek anlamda cazdan anlayan tek kişiydi Şeref. Tanrıya inanmayıp da cennete gidebilecek kadar iyi bir insandı. Genelde gününün çoğunu bilgisayar başında Age of Empires türevi oyunlar oynayarak geçirirdi. Kalan zamanlarında ise bizimle birlikte basketbol oynardı.
-   Louis’li bişiydi. Louis Armstrong olabilir.
Bunu demesiyle birlikte önce herkes birbirine baktı ardından hep beraber koptuk. Hatta bu arada Özenç’in ağzında bulunan patlamış mısırlar gülmenin etkisiyle televizyonun camına yapıştı. Bu olay üzerine ekip yeniden yarıldı.Bütün bunlar bir saniye içinde gerçekleşiyordu. Özlem ise bu sırada olan bitenlere bir anlam veremiyordu.İlk kendine gelen Şeref oldu. Haliyle Özlem’e açıklamayı da yapan oydu.
- Kızım Louis Armstrong’un bugün konser vermesi için otuz yıldır yattığı mezarlıktan çıkması gerekir. Senin dediğin sakın Louisana Red olmasın.
-   Ya tamam caz bilgim fazla yok. Hem önemli olan o değil, beni akşam dışarı çıkarıyor olması tamam mı! Ayrıca siz şimdi onu bırakın da kıyafetim yakışmış mı?
- Özlem Ally Mcbeal’daki Elaine’e  benzemişsin. Gidip üstüne doğru düzgün bir şeyler giyer misin lütfen. Yaşına uygun bir şeyler bul Allah aşkına. Ya Erçin sen git bak şunun üstüne göre bişiler diye yanıt verdim. Erçin yaşına göre fazla olgun bir kızdı. Bu konularda tecrübesi vardı, anlardı böyle işlerden. Bu sırada dışardan, futbolda hakemlerin maçı bitirirken çaldığı düdük gibi bir korna sesi geldi.
- Geldi! Geldi! Kahretsin geç kaldım diye heyecanlanmıştı Özlem. Erçin ona rahat durmasını söylüyordu.
- Bırak beklesin canım aceleniz ne. Hem erkekleri arada bekletmen lazım ki bulunmaz Hint kumaşı olduklarını düşünmesinler, sonra hemen şımarıyorlar diye devam etti lafına Erçin.  Acaba bana mı laf sokmaya çalışıyordu? Herhalde öyleydi. Boş ver pek de umurumda değildi. Bu sırada camdan dışarı baktım, bizim dallama kıçını kırmızı Peugeot  206cc’sinin üzerine dayamış bekliyordu. Saçlarını Memoli tarzı uzatıp arkaya yalatmış, üzerine sanırım bir markanın pazar taklidi,  mavi çizgili beyaz bir gömlek giymiş, üstten iki düğmeyi iliklememiş bu sayede iğrenç altın kolyesini meydana çıkarmıştı. Üstelik gömleğinin yakalarını da kaldırmıştı.Bu adamı bu kılıkla harbiden Babylon’a alacaklar mıydı? Eğer öyleyse ben vazgeçtim bir daha Babylon’a gitmiyorum. Bu tarz ciks heriflere uyuz olurdum. Bu tür tipler bütün gün kahvede oturup batak oynar, anlamamalarına rağmen futbol geyiği çevirirlerdi. Bağdat caddesine çıktığında 50 metre içersinde böylelerinden 50 tane bulabilirdin. Bu çocukta Özlem’i çeken ne vardı çok merak ediyorum. Aklımdan bunlar jet hızıyla geçerken Gökhan benim camda olduğumu fark edince hemen doğrulup selam verdi. Özlem’in benim için ne anlam ifade ettiğini bildiğinden şimdi bana yalaklanıyordu.
- Ooo, İlker naber yaw? Özlem’e söyler misin biraz acele etsin. Yoksa konsere geç kalacağız... Esasında konser demişken çocuğu ayak üstü bir imtihana soksam çakacaktı ama çocuğu o kadar rezil etmeye gerek yoktu. Onun yerine;
- Hazırlanıyor işi biraz daha sürer, sen bu esnada köşedeki bakkaldan bir J&B ile 2 litrelik Sprite alıp gelsene... Eli mahkum alacaktı.Yüzünü ekşiterek arabaya bindi.
-  Ne yapacaksın J&B yi zaten evde Jack Daniels var? diye sordu Özenç. Özenç benim on yıllık dostumdu. Özlem’in bir kat üstünde oturuyordu. Zaten bu evi de Özenç sayesinde tutmuşlardı.
- Boşver oğlum, alsın pezevenk. Devletin malı deniz, yemeyen domuz. Madem kızı dışarı çıkarıyor cebinde vardı para herhalde. Hem sen git bu sırada evden play station’ı al bir NBA turnuvası çevirelim bari. Madem ev boş biz de takılırız burada zaten yapacak başka bir planımız yok diye Özenç’e yanıt verdim.
Aynı esnada Özlem yeniden belirdi.Üzerine  beyaz bir bluz ve kırmızı bir gömlek altına ise diz altı etek giymişti. Eline sağlık Erçin, sen olmasan biz ne yapardık diye geçirdim içimden.Tam Özlem kapıdan çıkacakken birden kafama dank etti. Babylon’da bu kız ne içecekti. Elbette kola, meyve suyu değil. İyi de bu kızın içki edebiyatı yoktur ki.İçkiye karşı bağışıklığı da yok. Hemencecik sarhoş oluverirdi. Ya bu herifin niyeti de buysa!
-   Evde zeytinyağlı bir şeyler var mı Özlem? Dolma veya onun gibi bir şeyler diye sordum.
-   Yooo, niye ki?
-   Peki zeytinyağı var mı?
-   Sen burayı lokanta mı sandın. Alt tarafı bir öğrenci evi.Bulunmaz bende öyle şeyler.
Hemen Özenç’in evine çıktım. Bir çay bardağı zeytinyağı aldım. Bunun iki kaşığını zorla Özlem’e içirdim. Hani olur ya anneleri zorla küçük çocuklara ilaç içirmek isterde çocuk ağzını sımsıkı kapatırlar. Halimiz aynen ona benziyordu. Kapı kapanır kapanmaz Erçin kollarını boynuma doladı.
- Eee, biz nereye gidiyoruz?
- Hiçbir yere, bu gece buradayız. Hem bak Özlem’in odası da boş, diye yanıtladım. Pek tatmin olmamıştı ama karşı da gelmemişti. Evine telefon açtı, bu gece Özlem’de kalacağını söyledi. Sonra mutfağa geçti bir şeyler atıştırmak için. Pınar’a baktım. Yine Cezmi Ersöz’ün “Şizofren Aşka Mektup”unu okuyordu. “Umutsuz vakasın sen Pınar” diye geçirdim içimden. Pınar da Özlem ile yaşıttı. Çok da güzel bir kızdı istese rahatlıkla erkekleri parmağında çevirebilirdi. Ancak o yaşına göre fazla romantikti. Çıktığı erkeğin bir Romeo olmasını bekliyordu hep. Devamlı pembe hayaller kurar, düğününü planlardı.CNBC – e de yayınlanan ne kadar amerikan dizisi varsa hepsini seyreder, bununla da kalmaz kendini o dizinin kadın oyuncuları ile özleştirirdi. Hatta geçen hafta kız ağlama krizine girmişti. Nedeni ise Ally McBeal’ın kendine ideal eş bulamaması, o bölümde verilen mesajın “doğru kişiyi hiçbir zaman bulamazsınız” olmasıydı. Tabi bu hadise bizim Pınar gibi hep evliği düşünen, kendini kocasına saklayan bir kız için kaldırılamaz bir durumdu. Neticede bir haftada burnunu temizlemek için benim bir ayda kıçımı silmek için kullandığımdan daha fazla tuvalet kağıdı tüketti.
Televizyon bizim tarafımızdan işgal edilince Şeref ile Erçin’in sohbet etmekten başka yapacak eğlenceleri kalmamıştı. Oyunu yüklerken kulak kabarttığımda Freud’den Nieztche’den bahsediyorlardı. Biz üçüncü çeyreğe henüz yeni başlamıştık ki Pınar yeniden ağlamaya başlamıştı.Cümle alem buna alışık olduğumuzdan kimse pek istifini bozmadı. Sadece ne olduğunu sorduk.
-   Abi adam sevgilisine bir mektup yazmış, yani insan birini ancak bu kadar sevebilir.Neden bana böyleleri  hiç rastlamıyor ki... diye hayıflandı Pınar. Her zamanki gibi yine onu teselli edecek kişi Erçin oldu.
-   Ya kızım üzme canını daha önüne kim bilir kaç erkek çıkacak.Bak benim erkek arkadaşım var da n’oluyor. Oturmuş atari oynuyor... Hiç istifimi bozmadım. Bozacak durumda değildim zaten 10 sayı fark yiyordum. Tam bu esnada elektrikler kesildi bende yenilmekten kurtuldum. Karanlıktan istifade Erçin ile  Özlem’in odasına geçtik. Bu sırada içerden Pınar’ın sesi geliyordu:
-   Ya şimdi bu mum ışığında bi sevgilim olacaktı, beni kollarıyla sarmalayacaktı.... Allah  Özenç ile Şeref’e sabır versin .
Telefonumun sesi kafamda yankılanıyordu.Acaba gerçekten telefonum mu çalıyordu yoksa ben rüyamı görüyordum? Gözlerimi yavaş yavaş açtım. O kadar viskiden sonra başım acayip zonkluyordu. Üstüme de bir ağırlık çökmüştü. Neden sonra kafama dank etti. Be geri zekalı!Senin o ağırlık dediğin şey senin sevgilin! Özlem’in tek kişilik yatağında sığışamadığımız için Erçin benim üstümde uyuyakalmış. Bütün bunları beynim algılarken ayıldım ve gerçekten de telefonumun çaldığını kavradım. Bunun ardından verdiğim reaksiyon Erçin’i yataktan atmak oldu. Arayan Özlem’di. Gökhan’ın çok sarhoş olduğunu ve onu almamı istediğini söyledi.Tamam deyip kapattım. Bu sırada Erçin de uyanmıştı. Acaba yere düştüğü için mi yoksa telefon yüzünden mi? Her neyse şu an düşünmem gereken başka bir şey vardı. Kıza gelip alırım dedim uyku mamurluğuyla ama salak herif senin ehliyetin yok ki! Üstelik alkollüsün de. Bu şartlar altında Ataköy – Taksim arasındaki 17 kilometrelik yolu nasıl alacaktım polise yakalanmandan. Bir de bunun dönüşü var. Ancak kıza geliyorum dedim bi kere.Demesem ne fark edecekti ya. Bu saatte ( harbiden saat kaç? Oha biri geçmiş ) başkasını arayamazdı ya Erçin’e durumu anlattım. Birlikte Taksim’e gittik.
İçeride Özlem’i buldum. Hafif meşrepti. Gökhan ise sızmış kafası masadaki kül tablasına düşmüştü. Erçin’e Özlem’i arabaya götürmesini söyledim.Bu sırada bende masadaki fişe baktım. Gökhan tam 4 şişe şarap açtırmıştı. Orospu çocuğu gerçekten de Özlem’i sarhoş etmek istiyordu. Ama zeytinyağın gücü işte. Havayı almıştı Gökhan.
Kapıdan çıkarken şef garson beni durdurdu:
-   Bu herifi almıyor musunuz? dedi Gökhan’ı işaret ederek.
-   Hayır, o adamı tanımıyorum.
                                                                                                            Aralık 2002
Logged

o_irengun
Guest
« Reply #18 on: 23 Jun 2003 - 03:58:54 »

haci  gercek midir  bu  hikaye?
Logged
ilkerdalgıç
Veteran
Jr. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 285


View Profile WWW
« Reply #19 on: 24 Jun 2003 - 02:31:07 »

hım ewt  neyse ki artık 18 oldum
Logged

CursedEmpress
Newbie
*
Offline Offline

Posts: 166



View Profile
« Reply #20 on: 6 Mar 2004 - 22:20:29 »

Bayadır yazılmamış, ben ilk okuduğumda çok etkilendiğim bir arkadaşlık hikayesini paylaşmak istedim..

Savasin en kanli gunlerinden biri.. Asker, en iyi arkadasinin az

ileride kanlar icinde yere dustugunu gordu. Insanin basini bir
saniye bile siperin uzerinde tutamayacagi ates yagmuru
altindaydilar. Asker tegmene kostu ve:
- Tegmenim. Firlayip arkadasimi alip gelebilir miyim?..
 Delirdin mi? der gibi bakti tegmen...
- Gitmeye deger mi?. Arkadasin delik desik olmus...
 Buyuk olasilikla olmustur bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma
sakin..
-Asker israr etti ve tegmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.."
Inanilmasi guc bir mucize.. Asker o korkunc ates yagmuru altinda
arkadasina ulasti. Onu sirtina aldi ve kosa kosa dondu.. Birlikte
siperin icine yuvarlandilar.
 Tegmen, kanlar icindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere
tasiyan arkadasina dondu:
 
- Sana degmez, hayatini tehlikeye atmana degmez, demistim. Bu zaten
olmus..
- Degdi tegmenim. dedi asker..
- Nasil degdi? dedi tegmen.. Bu adam olmus gormuyor musun?..
- Gene de degdi komutanim.. Cunku yanina ulastigimda henuz sagdi..
Onun son sozlerini duymak, dunyaya bedeldi benim icin.. Ve
arkadasinin son sozlerini hickirarak tekrarladi:
- Jim!.. Gelecegini biliyordum!.. demisti arkadasi... Gelecegini
biliyordum.. ....
Logged
Cihan
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Posts: 1.359


View Profile
« Reply #21 on: 6 Mar 2004 - 23:26:02 »

bu yaziyi sam amcanin "your country wants you" afisinin altindan mi aldin ?
Logged

CursedEmpress
Newbie
*
Offline Offline

Posts: 166



View Profile
« Reply #22 on: 6 Mar 2004 - 23:32:38 »

Bir yerden almadim, bir arkada$ım maille göndermiş.. Ayrıca önemli olan hikayenin gerçek olup olmaması yada o kişinin Jim, Michael , Ahmet yada Kemal olması değil.. Anlattığı..
Logged
Cihan
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Posts: 1.359


View Profile
« Reply #23 on: 6 Mar 2004 - 23:38:14 »

hafif polemik olucak gerekirse silinebilir ama ne anlatiyor sence yazdigin sey ? daha da onemlisi bu topicle ne alakasi var ? so on......
Logged

CursedEmpress
Newbie
*
Offline Offline

Posts: 166



View Profile
« Reply #24 on: 6 Mar 2004 - 23:48:26 »

Aynı şekilde kurtuluş savaşı ile ilgili de onlarca hikayeler wardır..Eminim ki duymuşsunuzdur..Bütün bunlar ne anlatıyorsa bu da onu anlatıyor..Hikayenin teması açık ve belli diye düşünüyorum. En zor durumda bile arkadaşın için canını dahi olsa feda edebilme.. Topicle alakasına gelince; okudum, hoşuma gitti ve paylaşmak istedim.. alakasız bulunuyorsa silinebilir..
Logged
Wolver
Forum Sorunsalı
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 1.002

Aldığı Nefes Zarar


View Profile
« Reply #25 on: 10 Mar 2004 - 13:22:35 »

Bende nacizhane bir başka (pek deneme olarak nitelendiremesek de) yazı yazayım dedim kendi çapımda...Aynı şehirde oturmayıp sevgili olabilenlere itafen..

-------------------------

Gerçek sabir sabrin bittigi yerde baslar sozunu hatirlatircasina bir iliski cesididir. zira bu tur bir iliski icinceyseniz eger paranizi, aklinizi ve sabrinizi sonuna kadar kullanmak durumunda kalirsiniz.

siz isteseniz de istemeseniz de zorlugu en basindan size yok denecek kadar az gelen bu iliski cesidinin muhteviyatini zaman ilerledikce daha iyi gormeye ve zaman icerisinde sikintilarini daha agir hissetmeye baslarsiniz. hatta bu ilerleyen zaman karsiniza oyle enteresan durumlar cikartir ki bir secim yapmak zorunda oldugunuz size ilahi bir el yordamiyle hatirlatilir sanki. iliskinin en heycanli kismi olan baslangic kisminin geride kaldigi ve artik secimlerin yapilacagi evre sizler icin "karar ani" olarak nitelendirilen zaman dilimidir. o an ya tamam ya devam kararini alirsiniz, eger tamam kararini alirsaniz daha pek ilerlememis safhasinda oldugunuz icin biten iliskimsi seyden cekeceginiz aci ve sıkıntı az olacaktir, yok eger devam karari alir iseniz cekeceginiz aci ve sıkıntının boyutlarindan henuz bihaber sekilde yola devam edersiniz.

efendim zaman bu tabi yerinde durmuyor katiyen, gecip gitmeye devam edecektir iliski suresince ve siz baslangictan ber, olan bazi seylerin ilerleyen zamanla degistigini ve size eski tadini vermedigini gosterecektir. bu durum size her ne kadar cok aci veriyor gibi gozuksede aslinda mazosist bir insan edasiyla bunlara gogus germe yolunu secersiniz o mustesna sevginize binaen. lakin verdiklerinizin aldiklariniza oranla cok az oldugunu farkettiginizde bu mustesna sevginiz hakkinda oturup bir kez daha dusunmeden de duramazsiniz.

ilerler zaman durmaz, daha senesini bulmadan bu bahsedilen binbir turlu sey insanin kafasini ve kalbini allak bullak etmeye devam etmektedir. her ne kadar guven ortamini saglamis oldugunuza inansaniz da hic olmayacak bir hadiseden veya konudan olmayacak sonuclara varilabiliyor olmasi sizleri daha da dehsete dusurecektir.

neticede gunun birinde bu secilen yolun dogru yol olmadigi dusuncesi hakim olmaya baslar bunyede ve artik karsi tarafada bunu soylemek gerektigi belirir zihinde. lakin simdi bir baska problem vuku bulmustur; karsinizdaki bunu kabullenecek veya bunu isteyecek durumdamidir? sizin kendinizi hazirladiginiz bu duruma acaba o kendini hic hazirlamis midir? en kotusu de budur zaten. siz herseyi kafanizda bitirmissinizdir ama sirf karsinizdaki buna hazir degil diye iliskinize nokta koyamazsiniz. bir sure de karsinizdakini hazirlamak icin inceden inceye dusuncelerinizi ona empoze etmek icin ugrasir ve onu ayriliga hazirlarsiniz. nitekim gunun birinde basarirsiniz da her ne kadar zor gibi gozuksede.

ve basladigi zaman sizleri mutluluktan havalara ucuran bu iliski artik sonlanmistir. her ne kadar gecirdiginiz zaman diliminde yeteri kadar gorusemeseniz de, zannettiginiz kadar cok sey paylasamasaniz da sonucta biten seyin adina "iliski" demek gerekir nitekim devamli birseyler alip birseyler vermissinizdir karsinizdaki insanla.

bir de bunun olumlu versiyonunu aklimiza getirmeye calisalim isterseniz. acaba olumlu olan versiyonda nelere ihtiyacimiz olacak? ne gibi ozellikler tasimaliyiz mutlu bir son elde etmek icin. aslinda bu ustte yazdiklarima oranla cok basit 2 kelime ile aciklamak yeterli olacaktir herseyi; sonsuza yakin guven duygusu ve sonsuza yakin sabir yetisi. evet evet yanlis duymadiniz, karsinizdaki insana sonuna dek guvenir ve sonuna dek her karsiniza cikana sabredebilirseniz sizin icin kotunun iyisi bir sonuc elbet olacaktir. insana duyunca baya komik geliyor ama sabir ve guvenin sevgi sayesinde bunyelerde bu kadar belirgin hale gelmesi de bana gore pek hos birsey. keske insanlar beraberken bile bu sonsuz guven ve sabir olayina erebilseler.
Logged





Batug Member Since 2002
icedhell
Guest
« Reply #26 on: 10 Mar 2004 - 17:27:41 »

önder  valla ben bu durumu iki kere yasadım .zor iş.yani olmuyor.yakınında değilse ve sen onun eksikliğini hissdiyorsan fazlasıyla onla duyabileceğin mutluluğun daha azını bir başkasıyla yaşamaya razı gelmeyi tercih ediyorsun.
Logged
frank
Guest
« Reply #27 on: 15 Jul 2005 - 10:17:27 »

lost soul bölümü açıldığında bayaa bi özenmiştim o zaman yazmıştım bu ilk denememi:

Bilgisayarın karşısında Sacramento Kings’in son maçını okuyordum. Hidayet fena oynamamış. Kings de maçı kazanmış... Odamda yankılanan Lenny Kravitz’in o hafif cırtlak sesinin arasından annemin bana seslendiğini duydum: “Oğluuuum....Telefooon”. Herhalde arayan  Erçin’di. Cumaları hep Erçin ile buluşurdum. Büyük olasılık “Hala evden çıkmadın mı be adam” diye çıkışmak için aramıştı. Ancak arayan o değil Özlem’di.
-   Çabuk benim eve gel, acele et!
-   Hayrola kızım neler oluyor? Sen iyi misin?
-   Ya merak etme bir şeyim yok.Ama sana ihtiyacım var bana gelmen lazım.
-   Tamam Erçin’i alayım geliyorum.
Telefonu kapattım. Odama gidip gardırobumdaki bütün pantolonların ceplerini yokladım. Hepsinden birer ikişer milyon çıkmıştı. Önce gidip Erçin’i aldım.Daha reşit olmamama rağmen babam Ataköy sınırları içinde arabayı kullanmama izin veriyordu. Erçin benim kız arkadaşımdı. 6 aydır beraberdik. Bana bu kadar süre tahammül edebilen ilk kızdı.  Sahil yoluna çıkmadığımızı görünce “Ne o!Bu akşam beni eve mi atıyorsun?” dedi. “Ya kızım senin aklın başka şeye çalışmaz mı? Özlem’in evine gidiyoruz” diye karşılık verdim.
-   Bu akşam çocuk bakıcılığı yapmayacaksın ya? diye sordu.
-   Ya ne bileyim çağırdı kızcağız işte. “Acele et” falan dedi, gidince anlarız derdi neymiş.
Özlem’in evine vardığımızda ortalık ana baba günü gibiydi. Bizim gruptakiler oradaydı. Ancak ortada Özlem yoktu. Birazdan odasından çıktı. Üzerinde genelde otuzlu yaşlardaki kadınların giydiği türden siyah bir gece kıyafeti vardı. Beni görünce yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
-   Nasıl olmuş beğendin mi?
-   Kızım ne bu böyle? 12 silindirli dodge viperlara benzemişsin!
-   ?!?
-   Dodge viper....Yani motor, yani kaşar....Ne işi var bu kıyafettin senin üstünde? Ben niye buradayım? Herkes neden burada? Biri bana bir açıklama yapsın lütfen.
- Özlem bu gece Gökhan ile buluşuyor, diye olaya açıklama getirdi Pınar, tam bir saattir ona kıyafet seçmeye çalışıyoruz.
Özlem ile Uludağ’da tanışmıştık. Benden iki yaş küçüktü.Çok akıllı bir kızdı ve onu kardeşim gibi severdim. Ailesi Eskişehir’de oturuyordu. 5 yıl boyunca yatılı okuduktan sonra babası bu sene dershaneye de gideceğini de hesaba katarak, artık onun büyüdüğüne kendine bakabileceğine kanaat getirerek ona bu sene başında tek odalı bir ev tutmuştu. 5 yıl boyunca yatılı kalınca biraz süt kalmıştı. Fazla erkek işlerinden anlamazdı. Bu Gökhan ise uzun zamandır hoşlandığı benim ise pek kıro bulduğum bir tipti. Şimdi kardeşimi dışarı çıkartıyordu. 
-   İyi güzel de bu dallama seni nereye götürüyor bu saatte?
-   Babylon’a gideceğiz. Caz konseri varmış. Ay ne tatlı dimi?
-   Ya kızım sen ne anlarsın cazdan. O lavuk da anlamaz.
- Kimin konseriymiş, diye sordu Şeref. Aramızda gerçek anlamda cazdan anlayan tek kişiydi Şeref. Tanrıya inanmayıp da cennete gidebilecek kadar iyi bir insandı. Genelde gününün çoğunu bilgisayar başında Age of Empires türevi oyunlar oynayarak geçirirdi. Kalan zamanlarında ise bizimle birlikte basketbol oynardı.
-   Louis’li bişiydi. Louis Armstrong olabilir.
Bunu demesiyle birlikte önce herkes birbirine baktı ardından hep beraber koptuk. Hatta bu arada Özenç’in ağzında bulunan patlamış mısırlar gülmenin etkisiyle televizyonun camına yapıştı. Bu olay üzerine ekip yeniden yarıldı.Bütün bunlar bir saniye içinde gerçekleşiyordu. Özlem ise bu sırada olan bitenlere bir anlam veremiyordu.İlk kendine gelen Şeref oldu. Haliyle Özlem’e açıklamayı da yapan oydu.
- Kızım Louis Armstrong’un bugün konser vermesi için otuz yıldır yattığı mezarlıktan çıkması gerekir. Senin dediğin sakın Louisana Red olmasın.
-   Ya tamam caz bilgim fazla yok. Hem önemli olan o değil, beni akşam dışarı çıkarıyor olması tamam mı! Ayrıca siz şimdi onu bırakın da kıyafetim yakışmış mı?
- Özlem Ally Mcbeal’daki Elaine’e  benzemişsin. Gidip üstüne doğru düzgün bir şeyler giyer misin lütfen. Yaşına uygun bir şeyler bul Allah aşkına. Ya Erçin sen git bak şunun üstüne göre bişiler diye yanıt verdim. Erçin yaşına göre fazla olgun bir kızdı. Bu konularda tecrübesi vardı, anlardı böyle işlerden. Bu sırada dışardan, futbolda hakemlerin maçı bitirirken çaldığı düdük gibi bir korna sesi geldi.
- Geldi! Geldi! Kahretsin geç kaldım diye heyecanlanmıştı Özlem. Erçin ona rahat durmasını söylüyordu.
- Bırak beklesin canım aceleniz ne. Hem erkekleri arada bekletmen lazım ki bulunmaz Hint kumaşı olduklarını düşünmesinler, sonra hemen şımarıyorlar diye devam etti lafına Erçin.  Acaba bana mı laf sokmaya çalışıyordu? Herhalde öyleydi. Boş ver pek de umurumda değildi. Bu sırada camdan dışarı baktım, bizim dallama kıçını kırmızı Peugeot  206cc’sinin üzerine dayamış bekliyordu. Saçlarını Memoli tarzı uzatıp arkaya yalatmış, üzerine sanırım bir markanın pazar taklidi,  mavi çizgili beyaz bir gömlek giymiş, üstten iki düğmeyi iliklememiş bu sayede iğrenç altın kolyesini meydana çıkarmıştı. Üstelik gömleğinin yakalarını da kaldırmıştı.Bu adamı bu kılıkla harbiden Babylon’a alacaklar mıydı? Eğer öyleyse ben vazgeçtim bir daha Babylon’a gitmiyorum. Bu tarz ciks heriflere uyuz olurdum. Bu tür tipler bütün gün kahvede oturup batak oynar, anlamamalarına rağmen futbol geyiği çevirirlerdi. Bağdat caddesine çıktığında 50 metre içersinde böylelerinden 50 tane bulabilirdin. Bu çocukta Özlem’i çeken ne vardı çok merak ediyorum. Aklımdan bunlar jet hızıyla geçerken Gökhan benim camda olduğumu fark edince hemen doğrulup selam verdi. Özlem’in benim için ne anlam ifade ettiğini bildiğinden şimdi bana yalaklanıyordu.
- Ooo, İlker naber yaw? Özlem’e söyler misin biraz acele etsin. Yoksa konsere geç kalacağız... Esasında konser demişken çocuğu ayak üstü bir imtihana soksam çakacaktı ama çocuğu o kadar rezil etmeye gerek yoktu. Onun yerine;
- Hazırlanıyor işi biraz daha sürer, sen bu esnada köşedeki bakkaldan bir J&B ile 2 litrelik Sprite alıp gelsene... Eli mahkum alacaktı.Yüzünü ekşiterek arabaya bindi.
-  Ne yapacaksın J&B yi zaten evde Jack Daniels var? diye sordu Özenç. Özenç benim on yıllık dostumdu. Özlem’in bir kat üstünde oturuyordu. Zaten bu evi de Özenç sayesinde tutmuşlardı.
- Boşver oğlum, alsın pezevenk. Devletin malı deniz, yemeyen domuz. Madem kızı dışarı çıkarıyor cebinde vardı para herhalde. Hem sen git bu sırada evden play station’ı al bir NBA turnuvası çevirelim bari. Madem ev boş biz de takılırız burada zaten yapacak başka bir planımız yok diye Özenç’e yanıt verdim.
Aynı esnada Özlem yeniden belirdi.Üzerine  beyaz bir bluz ve kırmızı bir gömlek altına ise diz altı etek giymişti. Eline sağlık Erçin, sen olmasan biz ne yapardık diye geçirdim içimden.Tam Özlem kapıdan çıkacakken birden kafama dank etti. Babylon’da bu kız ne içecekti. Elbette kola, meyve suyu değil. İyi de bu kızın içki edebiyatı yoktur ki.İçkiye karşı bağışıklığı da yok. Hemencecik sarhoş oluverirdi. Ya bu herifin niyeti de buysa!
-   Evde zeytinyağlı bir şeyler var mı Özlem? Dolma veya onun gibi bir şeyler diye sordum.
-   Yooo, niye ki?
-   Peki zeytinyağı var mı?
-   Sen burayı lokanta mı sandın. Alt tarafı bir öğrenci evi.Bulunmaz bende öyle şeyler.
Hemen Özenç’in evine çıktım. Bir çay bardağı zeytinyağı aldım. Bunun iki kaşığını zorla Özlem’e içirdim. Hani olur ya anneleri zorla küçük çocuklara ilaç içirmek isterde çocuk ağzını sımsıkı kapatırlar. Halimiz aynen ona benziyordu. Kapı kapanır kapanmaz Erçin kollarını boynuma doladı.
- Eee, biz nereye gidiyoruz?
- Hiçbir yere, bu gece buradayız. Hem bak Özlem’in odası da boş, diye yanıtladım. Pek tatmin olmamıştı ama karşı da gelmemişti. Evine telefon açtı, bu gece Özlem’de kalacağını söyledi. Sonra mutfağa geçti bir şeyler atıştırmak için. Pınar’a baktım. Yine Cezmi Ersöz’ün “Şizofren Aşka Mektup”unu okuyordu. “Umutsuz vakasın sen Pınar” diye geçirdim içimden. Pınar da Özlem ile yaşıttı. Çok da güzel bir kızdı istese rahatlıkla erkekleri parmağında çevirebilirdi. Ancak o yaşına göre fazla romantikti. Çıktığı erkeğin bir Romeo olmasını bekliyordu hep. Devamlı pembe hayaller kurar, düğününü planlardı.CNBC – e de yayınlanan ne kadar amerikan dizisi varsa hepsini seyreder, bununla da kalmaz kendini o dizinin kadın oyuncuları ile özleştirirdi. Hatta geçen hafta kız ağlama krizine girmişti. Nedeni ise Ally McBeal’ın kendine ideal eş bulamaması, o bölümde verilen mesajın “doğru kişiyi hiçbir zaman bulamazsınız” olmasıydı. Tabi bu hadise bizim Pınar gibi hep evliği düşünen, kendini kocasına saklayan bir kız için kaldırılamaz bir durumdu. Neticede bir haftada burnunu temizlemek için benim bir ayda kıçımı silmek için kullandığımdan daha fazla tuvalet kağıdı tüketti.
Televizyon bizim tarafımızdan işgal edilince Şeref ile Erçin’in sohbet etmekten başka yapacak eğlenceleri kalmamıştı. Oyunu yüklerken kulak kabarttığımda Freud’den Nieztche’den bahsediyorlardı. Biz üçüncü çeyreğe henüz yeni başlamıştık ki Pınar yeniden ağlamaya başlamıştı.Cümle alem buna alışık olduğumuzdan kimse pek istifini bozmadı. Sadece ne olduğunu sorduk.
-   Abi adam sevgilisine bir mektup yazmış, yani insan birini ancak bu kadar sevebilir.Neden bana böyleleri  hiç rastlamıyor ki... diye hayıflandı Pınar. Her zamanki gibi yine onu teselli edecek kişi Erçin oldu.
-   Ya kızım üzme canını daha önüne kim bilir kaç erkek çıkacak.Bak benim erkek arkadaşım var da n’oluyor. Oturmuş atari oynuyor... Hiç istifimi bozmadım. Bozacak durumda değildim zaten 10 sayı fark yiyordum. Tam bu esnada elektrikler kesildi bende yenilmekten kurtuldum. Karanlıktan istifade Erçin ile  Özlem’in odasına geçtik. Bu sırada içerden Pınar’ın sesi geliyordu:
-   Ya şimdi bu mum ışığında bi sevgilim olacaktı, beni kollarıyla sarmalayacaktı.... Allah  Özenç ile Şeref’e sabır versin .
Telefonumun sesi kafamda yankılanıyordu.Acaba gerçekten telefonum mu çalıyordu yoksa ben rüyamı görüyordum? Gözlerimi yavaş yavaş açtım. O kadar viskiden sonra başım acayip zonkluyordu. Üstüme de bir ağırlık çökmüştü. Neden sonra kafama dank etti. Be geri zekalı!Senin o ağırlık dediğin şey senin sevgilin! Özlem’in tek kişilik yatağında sığışamadığımız için Erçin benim üstümde uyuyakalmış. Bütün bunları beynim algılarken ayıldım ve gerçekten de telefonumun çaldığını kavradım. Bunun ardından verdiğim reaksiyon Erçin’i yataktan atmak oldu. Arayan Özlem’di. Gökhan’ın çok sarhoş olduğunu ve onu almamı istediğini söyledi.Tamam deyip kapattım. Bu sırada Erçin de uyanmıştı. Acaba yere düştüğü için mi yoksa telefon yüzünden mi? Her neyse şu an düşünmem gereken başka bir şey vardı. Kıza gelip alırım dedim uyku mamurluğuyla ama salak herif senin ehliyetin yok ki! Üstelik alkollüsün de. Bu şartlar altında Ataköy – Taksim arasındaki 17 kilometrelik yolu nasıl alacaktım polise yakalanmandan. Bir de bunun dönüşü var. Ancak kıza geliyorum dedim bi kere.Demesem ne fark edecekti ya. Bu saatte ( harbiden saat kaç? Oha biri geçmiş ) başkasını arayamazdı ya Erçin’e durumu anlattım. Birlikte Taksim’e gittik.
İçeride Özlem’i buldum. Hafif meşrepti. Gökhan ise sızmış kafası masadaki kül tablasına düşmüştü. Erçin’e Özlem’i arabaya götürmesini söyledim.Bu sırada bende masadaki fişe baktım. Gökhan tam 4 şişe şarap açtırmıştı. Orospu çocuğu gerçekten de Özlem’i sarhoş etmek istiyordu. Ama zeytinyağın gücü işte. Havayı almıştı Gökhan.
Kapıdan çıkarken şef garson beni durdurdu:
-   Bu herifi almıyor musunuz? dedi Gökhan’ı işaret ederek.
-   Hayır, o adamı tanımıyorum.
                                                                                                            Aralık 2002

hmm ilgimi cekti okudum güzel olmus eline saglık ama merak ettigim bi iki nokta var

bu olay gectigi zmn sen resit degilsin yani en fazla 17 yasındasın burası tamam.özlem de senden 2 yas küçük olduguna göre en fazla 15 yasındadır o zmn .yanlıs okumadıysam tek basına yasıyor koca istanbul da degilmi?ikincisi 15 yasında babylon gibi bi yere girebilior öyle mi? hiç sanmıyorum...

ama gene de güzel yazmışsın 
« Last Edit: 15 Jul 2005 - 10:18:53 by frank » Logged
1000reasons
Newbie
*
Offline Offline

Gender: Female
Posts: 15


T-Mac + 4


View Profile
« Reply #28 on: 9 Jan 2006 - 19:05:37 »

valla denemeler başlıını görünce aklıma ilk gelen Montaigne oldu. deneme okumayı seven herkes eminim biliyodur ama yine de yazmak istedim. çünkü harbiden hiç bi zaman sıkmicak ender olaylardan biri. ve Montaigne burda yer almalı...
Logged

Smiley
GalileoScr
Forum Van Horn'u
Veteran
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 1.494

turnuva mantarı


View Profile
« Reply #29 on: 22 May 2007 - 11:27:51 »

Geçmiş Sana Ükinci Bir Şans ?
kara kaplı küçük bir ev yaşadığın yer, saçların telleri yapışmış birbirine, vuran güneş aydınlatıyor çirkin yüzünü! Gözünün biri mavi diğeri beyaz tabaka ile çevrilmiş bir çaydanlık buharı kalmış gözünde. Teninde koyu bir tabaka senden olmayan.Kaldığın kulübenin kapısını aralıyorsun; sızan ışıklara inat daha da aydınlanıyor, rutubet kokan derme çatma evin! kapının gıcırtısı ile gece yağmış yağmurun yumuşattığı toprakta yürüyorsun. Çimenler üstünde hala yağmurun çiğ taneleri sabahın en parlak güneşini sana yansıtan.Lastik ayakkabılarının iri delikli, yola doğru gidiyorsun üstünde mavi garip bir hırka, benzeşmemiş giysierin üstünde tek iyi şey! topallıyarak çıktığın sokağın başında dikimiş bekliyorsun birşeyleri sonunda çıkıyor, köşeden uzun boylu takım elbiseli belli iş adamı (iş kadını) tipli gözlükleri belki seni ona , onu sana! farklıı gösteren camları siyah gümüş, sokağın yukarısından bitmek bilmeyen heyecan verici belki korku uyandırıcı yürüyüş ardından farklıı bir günün sinyalleri sana bakıyor gülümseme alaycı mı? aşağılayıcı? durup önünde sana bakıyor elini uzatıp sıkıyor aynı gülümseme ile "günün iyi geçsin" diyor sanki kahraman, kayboluyor görüntüsü sokakta kimse yok... Tek kalan hatıra avucuna sıkıştırılmış maneviyatı beş kuruş bir para!!! Katil Gururununa verilmiş kira, işinde iyi kendini bırakıyorsun ona... küçük kulübene dönüyorsun eski plastik bir taburenin üstünde, sallanan ışığın yanından bir ip bağayıp avcundaki parayı atıyorsun havaya düşen taburenin sesi son duyduğun melodi... kapanan gözlerini bağırarak açıyorsun, hoşgeldin dünya ya sana ikinci bir şans; hala niye ağlıyorsun...

2004 yılı olsa gerek
Logged

Comeback...inş...
Pages: 1 [2] 3  All
batug.com forum sayfalari  |  Basketbol Dışı  |  Kültür - Sanat  |  Edebiyat  |  Topic: Denemeler (okumaktan sıkılmayanlara özel).. « previous next »
    Jump to: