Welcome, Guest. Please login or register.
28 Feb 2020 - 00:42:42
batug.com forum sayfalari  |  Basketbol Dışı  |  Kültür - Sanat  |  Edebiyat  |  Topic: Denemeler (okumaktan sıkılmayanlara özel).. 0 Members and 1 Guest are viewing this topic. « previous next »
Pages: [1] 2 3  All
Author Topic: Denemeler (okumaktan sıkılmayanlara özel)..  (Read 16959 times)
muyu
baba
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.098


View Profile WWW
« on: 10 Nov 2002 - 23:54:45 »

Burada internette sağdan soldan elimize gecen denemeleri paylaşalım diyorum Smiley
ben okurken fena halde zevk aldığım bi tanesi ile başlayacağım Smiley
Logged
muyu
baba
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.098


View Profile WWW
« Reply #1 on: 11 Nov 2002 - 00:01:31 »

[1/2]

Ankara'nin en buyuk megamarketlerinden birinde bilgisayar muhendisi olarak calisiyordum. Buyuk  ekonomik krizden dolayi kapi onune konulanlardan biriydim. Almanya'daki ana sirket bu krizi firsat
 bilip Turkiye'deki uc buyuk sehirdeki megamarketlerdeki tum elemanlarinin neredeyse yariya
 yakinini isten cikarmis ve geri kalanlarinda maaslarinda neredeyse yuzde kirklara varan maas
 azaltmasi yapmislardi. Geride kalanlar sessiz kalmak zorunda kalmislardi. ]tiraz edenlere de ekonomik krizi gosterip,  'begenmiyorsan isten ayrilabilirsin' diye aba altindan sopa
 gostermislerdi.  

 Megamarketin yaptigi aslinda firsatciliktan baska bir sey degildi. Ekonomik krizin getirdigi bulanik
 ortamdan faydalanip hem personel yenilemesine gitmisler hem de var olan personel giderlerini yuzde
 kirklara varan oranda azaltmislardi. Bu azaltma tabi ki daha sonra yil sonu bilancosuna kar olarak
 gecmisti.
 
 Diger supermarketleri 'buyuk bakkal' diye kucumseyen ve burnundan kil aldirmayan yoneticiler icin elde
 edilen bu kar, basari hanesine atilan fazladan bir arti demekti. Tabi ki issiz kalan insanlarin durumu
 onlarin kesinlikle umurunda degildi. Sebepsiz olarak acikta kalmak elbette kotu bir seydi ama iste ekonomi
 buydu... kati kurallari olan bir sistem.
 
 Elime tutusturulan ve timsah gozyaslari ile dolu olan  isten cikarma mektubunda yazan sozler hicbir sekilde umurumda degildi. Bir anda bes parasiz ve issiz  kalmistim. ]ssizligimin birinci ayinda evimden, ikinci  ayinda ise sevgilimden olmustum. Ucuncu ayin  kayiplarini hicbir sekilde sormayin bana.
 
 Tek istedigim bir sekilde megamarketten intikam almakti. Bu yasadigim cokuntunun ve acinin bir sekilde
 hesabini vermek zorundaydilar. Marazi bir duyguydu biliyordum ama kendimi de alamiyordum. Tuhaf bir
 psikoloji...
 
 Nasil intikam alabilirdim?
 
 Hizla ve ofkeyle kosarken, kosedeki bakkaldan ekmek alirken ve yastiga kafami koymadan kafamin icinde hep ayni dusunce vardi: megamarketi caresiz birakmak ve onlara zarar vermek istiyordum.
 
Bir bilgisayar muhendisi bir megamarkete nasil zarar verebilirdi? Gidip  yangin cikarsam sigorta sirketi ertesi gun buyuk bir cekle zarari hemen  tazmin ederdi. Elimde silah birkac yoneticiyi haklasam? Hapislerde
 cururdum.
 
 Baska ne olabilirdi? Oyle bir sey bulmaliydim ki...
 
 Buyuk bir hincla ve inatla her hafta muhakkak bir kez megamarkete ugruyordum. Hicbir sey almasam bile (sonucta bir musteri olarak girmeme engel olamazlardi) oylesine dolasiyordum. Calistigim yere girmeme tabi
 ki izin vermiyorlardi. Orasi ozel manyetik kartlarla girilen, klimalarin havayi buz gibi yaptigi ve bilgisayar sisteminin oldugu yerdi.
 Almanya'dan gelen yoneticilerin buyuk bir gururla ovundukleri stok takip programinin calistigi yerdi. 'Raflardan bir sakiz eksilse ekranda bunu goruruz' diye ovunurlerdi hep. Dedikleri dogruydu, bir sakiz
 kasada satilsa, tum sakizlarin oldugu veri tabanina bu  hemen islenirdi. Hem donanim hem de yazilim olarak
 bilgisayar sistemleri ile o kadar ovunurlerdi ki herhangi bir anda herhangi bir rafta bulunan sakiz
 sayisini kesin olarak bulabileceklerini soylerlerdi. Bu konuda abartiya kacmiyorlardi, kayip ve bozulmalari
 hesaba katmazsaniz gercekten tam sakiz sayisini bilebilirlerdi. Bu ozel stok takip sistemin dunya
 uzerinde birkac otomobil fabrikasinda ve megamarkette oldugunu iddia ediyorlardi. Bu iddialarinda haksiz sayilmazlardi.  Sistemi Almanlarla birlikte kuran bendim ve dedikleri gibi gercekten mukemmel isliyordu. Sadece bilgisayar ayagi degil, ayni zamanda stok sayimi, kasa takibi, urun girisi vs. hepsi birlikte mukemmel bir butundu. Butun urunler ambara girisinden, kasa cikisina kadar siki bir sekilde takip edilirdi ve en ufak bir kacak dahi soz konusu degildi.
 
 Bunlari dusunup yururken birden cikis kapisindaki detektor ottu. Sanirim bir musteri ya bir seyi kasaya isletmeden yanlislikla almisti yada mutsuz bir kleptoman bir sey yurutmeye kalkismisti. Guvenlik detektorunun otmesiyle birden aklima bir sey  geldi. ]ster megamarket olsun ister ufak bir bakkal, butun kontroller sadece cikista yapilirdi, giriste hic bir kontrol olmazdi. Baska bir supermarketten alisveris edip megamarkete geldiyseniz naylon torbaniz iceri girmeden once gorevliler tarafindan bantlanirdi, Boylece kasada karisma olmasi engellenirdi. Bir de ayrica guvenlik kontrolu vardi ki
o sadece uzerinizde silah yada kesici bir alet var mi? diye bakmak icindi. Bildik ve siradan prosedur yani.
 
 Butun guvenlik onlemleri megamarketten herhangi bir sey calinmamasi icin duzenlenmisti ama kimsenin aklina megamarkete bir sey sokmak isteyen birinin cikabilecegi gelmemisti. Oyle ya durduk
yerde bir musteri niye megamarkete mal soksun ki? Yani megamarketi durduk
 yerde daha da zengin etmenin gorunurde hic bir mantigi yoktu.  Bunu dusununce gulumsedim. Aklima gelen fikrin basitligi beni bile sasirtti. Megamarketi cildirtabilirdim, hem de cok basit bir sekilde. Onlari
 cok ovundukleri bilgisayar sistemiyle vurabilirdim. İsten atilali beri ilk defa yuzume bir gulumseme ve
 icime bir nese yayildi. Hemen megamarketten cikip evime geri dondum. Kapidaki gorevlinin 'isten ayrilmaniza cok uzuldum' demesi uzerine basimi sallayip, gorevliye bakip kaygiyla yuzumu eksittim.
 
 Eve donunce hemen intikam planimi yapmaya basladim. Megamarketin belkemigini olusturan bilgisayar sisteminin ve onun uzerinden calisan bilgisayar programinin en buyuk kusuru, sistemin kusursuz olmasi yada bir baska deyisle sistemden kusursuz olmasi istenmesiydi. Bu da onun en buyuk kusuruydu. ]nsanin kulagina paradoksal geliyordu ama sistemin kusuru 'kusursuzluguydu'.
 Ertesi gunden baslamak uzere kalin paltolarimin icine sakladigim ve baska supermarketlerden aldigim urunleri gizlice megamarkete sokup, kameralarin (hepsinin yerini ezbere biliyordum) goremeyecegi sekilde
 raflara koymaya basladim. Eger bir kamera varsa, sirtimi kameraya donuyor ve sonra disardan baska bir supermarketten aldigim bir ufak deterjan, bardak ya da her neyse cikarip, sanki o an begenmemiste
yerine koyuyormusum gibi rafa, benzer urunlerin yanina yerlestiriyordum.  Olur da beni takip ederler diye tum alisverisi nakit olarak yapiyordum cunku ayni kredi karti numarasi ister istemez onlari suphelendirirdi. Suphelenirlerse takip ederler ve sonucta mutsuz adami bulabilirlerdi.
 
 Daha sonra aklima bir seytani fikir daha geldi. Megamarketten aldigim bazi mallari tekrar iceri sokup
 tekrar satin aliyordum. Ayni barkodlu urun iki kere kasadan gecerse sistem iyice sasardi.
 Bu sinsi cabalarim yaklasik iki hafta boyunca her gun surdu. Disaridan aldigim mallar bana pahaliya patlasa
 da (yaklasik uc yuz milyonluk ivir zivir mal) sonucta bekledigim karmasa gerceklesti.
 
 Eski is arkadaslarimdan birini hal hatir sorma bahanesiyle telefonla aradim. O hala megamarkette eski
 maasinin yarisina bir maasla calisiyordu.  'Dukkanda isler nasil?' diye oylesine sordum.
 
 'Kotu. Bilgisayar sisteminde daha once hic  karsilasmadigimiz garip bir hata olustu'

 
« Last Edit: 11 Nov 2002 - 00:04:12 by MuYu » Logged
muyu
baba
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.098


View Profile WWW
« Reply #2 on: 11 Nov 2002 - 00:02:59 »

[2/2]

'Ne oldu ki?' diye sordum icimdeki heyecani zorlukla zaptederek.

'Epey bir kalemde daha once hic karsilasmadigimiz bir stok fazlasi gorunuyor, yani stokta ve rafta olan mal
miktar bilgisayarin gosterdiginden fazla'
'E ne var ki bunda? Az cikmasindan iyi degil mi?' dedim sanki bilmiyormusum gibi...'

'Az cikmasi bizim icin cok daha iyi. Her zaman icin calinma, kayip yada urunde bozulma yuzunden belli bir
miktar eksik cikmasi normal kabul edilir. Zaten mahalle bakkalindan tut uluslararasi megamarkete kadar
tum saticilar bunu bastan kabul eder ve sineye  cekerler, calindi, bozuldu yada kayboldu denir. Bizde
de raf ve stok sayimlarinda cikan eksikler kayda  gecirilir ve yil sonu envanterinden dusulur.'

'Peki sorun ne? gercekten hala anlayabilmis degilim' dedim

'Fazla cikmasi demek, bir butun olarak ambar girisinden, kasa cikisina kadar olan urun hattinda bir
yerde bir hata oldugu anlamina gelir. Ya insan hatasi ya da bilgisayar.' dedi.

'Kocaman megamarkette o kadar bir fazlalik ne olacak  ki, niye bu kadar problem oldu ki?' dedim saf saf.

'Haklisin, bize kalsa dort, bes yuz milyon liralik bir acigin ustunde durmazdik. Turk usulu olayi ort bas
eder, unutur giderdik. Meblag devada kulak, ne olacak ya! Aptal pastanenin gunluk cirosu bile 10 milyar. Ama basimizdaki  Gestapo olaya takti. Biliyorsun bu Almanlar hastalik derecesinde titizler ve bizim yer, bu sistemin pilot olarak denendigi ve calistigi ilk yer. Sistemin neredeyse kusursuz islemesini istiyorlar. Sorun dort yuz milyon falan degil, bu kadar bir para tabi ki onlarin da umurunda degil. Gestaponun derdi, bilgisayar sisteminin mukemmel calistigindan emin olmak.

Dusunsene, bu olayin nedenini arastirmak icin bizi mesaiye biraktirdilar ve sadece otuz kisinin iki
gunluk fazla mesai ucreti dort milyar.' dedi.

'Peki nedenini bulabildiniz mi?' diye sordum
'Simdiye kadar hayir. Butun bunlar yetmezmis gibi bir de, cift urun gecisi var. Ayni barkodlu bir urun iki
kere satilmis gibi gozukuyor. Olacak sey degil. Sanki biri aldigi mali tekrar yerine koyup almis gibi.  Neyse, sen ne yapiyorsun?'

'Bildigin gibi, bir degisiklik yok. Simdilik eldekilerle gecinmeye calisiyorum'

'Evet. Bu kriz hepimizi kotu vurdu. Aklimdasin, bir is cikarsa ilk seni arayacagim'

Konusma bittiginde gulumseyerek telefonu yerine koydum. Bekledigimden cok daha buyuk bir basari
kazanmistim. Basit fikrim ise yaramisti. Bu asamada yeni yeni mallar goturmeyi kesmemeliydim cunku sorunun devam etmesi gerekiyordu.  

Ertesi hafta yine benzer sekilde calistim. Sistemde bariz bir hatanin olduguna inanmalari icin baska
urunlerde de benzer stok sorunlarinin cikmasi gerekiyordu. Bu yuzden, deterjandan, siradan ampule
kadar bir cok urunu ya disardan aliyordum yada megamarketten alip tekrar iceri sokuyordum.

Konustugum arkadasimi bir hafta sonra tekrar aradim. Yine hal hatir sorma, hafif bir sohbetten sonra konuyu ben demeden kendi acti.

'Gecen gun sana bahsettigim sorun vardi ya' dedi

'Hangi sorun?' dedim sanki animsamakta zorlaniyormusum  gibi.

'Hani su urun fazlasi cikmasina neden olan sorun'dedi.

'Haaaa!, evet hatirladim, ya koca megamarket icin dort yuz milyonluk acik inanilmaz kucuk bir rakam, devenin
kulagi bile degil, bunun icin mi? ugrastiriyorlar sizi adi adamlar, beni isten attiklari yetmiyormus gibi.  Peki bulabildiniz mi fazlaligin sebebini?' diye  sordum.

'Hayir. Seninle konustugumuz o gunden bu yana gece 12'lere kadar mesaiye kalmamiza ragmen hicbir sey
bulamadik. Sadece biz bilgisayarcilar degil, ambar gorevlileri ve kasiyerlerin bir kismi da ise dahil
edildi. Urun sayimlari, kontroller, stok takibi, kasa cikislari, muhasebe kayitlari vs. vs. Bu fazlaligin nereden kaynaklandigini bulamadik. Sen de bilirsin, sistem o kadar buyuk ki, takip etmek cok  zor.

Sanirim bilgisayar programinda bir hata var. Kabul etmek istemiyorlar ama durum onu gosteriyor. Bilirsin
Almanlar inatcidir, hata yaptiklarini kabul etmek istemezler.' dedi.

'Evet' dedim. Arkadasim gulumsedigimi tabi ki goremiyordu.

Ben ve megamarket arasindaki mucadele bu sekilde bir ay kadar devam etti. Durumu acikliga kavusturmak icin Almanya'dan once bir mufettis arkasindan bir bilgisayar grubu geldi. Turkiye'deki gorevli Alman'in titizligini Almanya'daki merkezde gostermisti. Butun bu cabalara ragmen hicbir sekilde cozum bulunamamisti. Kimse fazlaligin nedenini aciklayamiyordu.

Dort aylik bir mucadelenin sonunda pes etmislerdi. Hatanin bilgisayar programindan kaynaklandigini kabul
ettiler. Programda oyle bir kutu icinde iki uc bin dolara satilan siradan bir program degildi. 600 bin
dolara satin alinan ve birden fazla yerde kurulan cok pahali bir seydi.

Programi yazan firma, ancak hatayi gorurse programi geri alabilecegini soylemisti. Kaynak kodu tek tek taramak kimsenin isine gelmiyordu cunku 15 bin satirlik bir dokumanda surekli olarak asagi yukari
gezinmek demekti bu.

Sonucta megamarket programi kullanmaktan vazgecti. Kurulumu, kendisi ve egitimi dahil olmak uzere onlara
600 bin dolara patlayan yeni bir stok takip programi almak zorunda kaldilar.

Yeni programda sorun cikartacakti ama cikartmadi cunku beni tekrar ise almislardi.  ilginc bir sekilde bir kum tanesinin kocaman bir disli carkini cildirtabilecegini gordum. Buyuk sistemler
gercekten cok tuhaftirlar.

Bu olay Amerika'daki birkac universitenin bilgisayar bolumunde 'fazlalik veren program olarak' veri tabani
dersinde orneklerle islendi. Kaynak kodunun o kadar incelenmesine ragmen sebebi bulunamadi. Programin sahibi olan firma neredeyse iflasin esigine geliyordu ama bu benim istegimin ve kontrolumun disinda olan bir seydi. Megamarketin neden cildirdigini bu gun bile kimse tam olarak aciklayamadi ama olay unutuldu. Kimse hatirlamiyor, bir kisi haric.

Tahmin edin kim?

(Bir finans mail listesinden alınmıştır)
Logged
Toni Kukoc
Forum Fordçusu
Administrator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 4.172


View Profile
« Reply #3 on: 11 Nov 2002 - 00:57:33 »

deneme 1-2-3 deneme...

solemenize gerek yok,igrencim...  Grin Grin
Logged


HotSauce21
Yalçın Şeker Fanatiği
Pro. Member
*****
Offline Offline

Posts: 8.152

4 touchdown one game Polk High -- all city


View Profile WWW
« Reply #4 on: 11 Nov 2002 - 03:39:56 »

walla deneme yi okuyunca özelliklede elemanin kararliligini ,aklima hemen the shawshank redemption dan andy dufresne geldi.eleman onun kadar mücadele etmesede zekice planiyla hem intikam almis hemde olayla alakasi olmasada isine geri dönmüs
Logged


Reflector
1. Do the Sauce2k except when you catch it, catch it on the outer side of the ball like your hitting/reflecting it back to you
Sekerford
şampiyon
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 5.989


Forum Raşidi


View Profile
« Reply #5 on: 11 Nov 2002 - 17:52:38 »

Vay beah gerçekten ilginç bir olay. Yalnız şirketten intikam alırken program şirketinin neredeyse batmasını sağlamış. Gerçi istememişte boyle gelişmiş olaylar. Peki o program şirketindeki çalışanlar nolacak?
Logged

seko
Medeniyetten Nasibini Almamış Medeniyet Mühendisi
Veteran
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 3.701


View Profile
« Reply #6 on: 14 Nov 2002 - 17:22:37 »

walla adam zekiymiş düşünce süper ama para yönünden acaip fedakarlık yapmış
bence ii yapmışsın muyu abi bu topici açarak
Logged
Sekerford
şampiyon
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 5.989


Forum Raşidi


View Profile
« Reply #7 on: 17 Nov 2002 - 17:08:21 »

Ya bu tam deneme sayılmaz ama idare edin işte. Yazıyı bilim teknikte okumuştum. Aklımda kaldığınca yazmaya çalışıcam

Kimse köprüden geçerken para vermeyi sevmez. Ama yinede Allaha sukredin beterin beteri varmış. Coookk eski yıllarda bir adam varmış. Bu bir nehirin ustune kopru yapmıs. Gecmek isteyenden 33 akce, gecmek istemeyendende dove dove 40 akce alırmıs. Bunu yapmasının sebebi kendisinden baska yigit kisi olmadıgını herkese gostermekmis. Efendim bir gun Azrail olayı gormus ve bu adamın yanına giderek yaptıklarından dolayı canlarını alacagını soylemis. Adam aglamıs sızlamıs. Allahtan af dilemis. Bu istegide kabul edilmemis. Azrail adama acımıs. Eger demis senin yerine olecek birisini bulursan canını bagıslarım. Adamda kosa kosa annesine gitmis. anneside

"dunya sirin, can tatlı" diyerek babasına gondermis. Babasıda aynı yanıtı vermis. Artık caresi kalmayan adam Azraile sevdigimi goreyim diye izin istemis. Karısının yanına gitmis ve kendisi olunce sevdigi adamla evlenmesini cocuklarını oksuz koymaması gerektigini soylemis. Kadında bir mani soyluyor ama aklımda yok tabi. Sonunda ben sensiz bu canı neyleyim. Benim canım senin canına feda olsun demis. Azrail bunun uzerine adamı ve karısını bagıslamıs ve 140 yıl omur vermis. Canını vermeyen anne ve babasınında canlarını almıs.
Logged

gamer
Veteran
Jr. Member
*****
Offline Offline

Posts: 458


View Profile
« Reply #8 on: 17 Nov 2002 - 19:54:42 »

Hayat kitaplarda yazılan gibi değilmiş. Kitaplarda her kelimenin altında başka bir kelime gizliymiş. Her yüzün altına başka bir yüz... Böyle gidiyormuş, bunun sonu yokmuş.

Geç de olsa şimdi anlıyorum. Beni aşar bu kelimelerin altındaki kelimeler, bu yüzlerin altındaki yüzler... Ben içimdeki acıya bakarım. İçimdeki enayiliğe bakarım. Evet, kelimelerin altındaki kelimeyi, yüzlerin altındaki yüzü biliyorum ama, ben seni içimde hissederken, sana inanmışken şehrin her tarafında yanan bir ışık vardı. Yollarda, bahçelerde, hiç durmadan yanan bir ışık... Sen bu hayatta her şeyi benden iyi bilirsin. Öyleyse açıkla seni içimde hissettiğim her an hayatı aydınlatan bu ışığı... Yollarda, bahçelerde, evlerde gece ve gündüz durmadana yanan bu ışığı..

Hadi böyle bir ışığın hiç olmadığına inandır beni. Enayisin de bana... Çocuklardan, sarhoşlardan, budalalardan bile daha enayi...
www.kitapyurdu.com
cezmi ersozun  kitabı yine seninle geldi hayat'tan....
« Last Edit: 17 Nov 2002 - 20:02:57 by gamer » Logged

Herkesin gönlündeki şampiyon kendine...
extremex
Guest
« Reply #9 on: 18 Dec 2002 - 15:54:32 »

bi yerde okumustum, yasanmis oyku diye...

Yillar önce hastanede çalisirken, agir hasta bir kiz getirdiler. Tek yasam sansi bes yasindaki kardesinden acil kan nakli idi. Küçük oglan ayni hastaliktan mucizevi sekilde kurtulmus ve kanunda o hastaligin mikroplarini yok eden bagisiklik olusmustu.

Doktor durumu bes yasundaki oglana anlatti ve ablasina kan verip vermeyecegini sordu.

Küçük çocuk bir an duraksadi. Sonra derin bir nefes aldi ve "Eger kurtulacaksa, veririm kanimi" dedi.

Kan nakli ilerken, ablasinin gözlerinin içine bakiyor ve
gülümsüyordu.
Kizin yanaklarina yeniden renk gelmeye baslamisti, ama küçük çocugun yüzü de giderek soluyordu.. Gülümsemesi de yok oldu.

Titreyen bir sesle doktora sordu:
"Hemen mi ölecegim?.."

Küçük, doktoru yanlis anlamis, ablasina vücundaki bütün kani verip, ölecegini sanmisti.
Logged
BoldpiloT
Guest
« Reply #10 on: 20 Dec 2002 - 20:00:18 »

Yatağıma yattım, sevgilime iyi geceler öpücüğü verip sarıldım. Bin bir
düşünce gecenin karanlığını delmeye başladı gözlerimi kapatsam da büyük bir
tomruk ile kalenin kapıları zorlanmaya başladı. Dan, dan, dan, daha fazla
dayanamayan kapılar yerle bir oldu. 8 aydır görmediğim babamı ve annemi
düşünmeye başladım. 10 gün sonra gelecekler ve hiçbir şeyi paylaştığımı
yaşantımıza 8 ay öncesinden kaldığımız yerden devam edecektik. Birden
kendimi gelecekleri günde buldum telefonum çaldı; arayan bir polis memuru
idi. Soğuk bir tonla

- Mehmet Demir Özdener ve Perihan Özdener' in evi mi diye sordu. Tereddüt
etsem de

- Evet kelimesi düşüverdi. Soğuk bir ses tonu ile devam ederek

- Akçay-İstanbul yolu üzerinde susurluk mevkiinde meydana gelen kazada
ikisini de kaybettik, başınız sağ olsun kimlik tespiti lütfen karakola gelir
misiniz? dedi.

Birden dona kaldım. Küçüklüğümden beri ailemin yok olması gibi konuları
düşürdüm sanki hep bugüne hazırlık yapmışım gibi. Ancak düşündüğüm gibi
değildi. Dipsiz bir kuyuya atılan bir taş gibi düşüyordum, sadece düşüyordum
tutunacak bir çıkıntı yoktu ustalıkla dizilmiş taşların git gide büyüyen
karanlığı. Hareket edemiyor, düşünemiyor, sadece duruyordum. Elimden ahizeyi
düştüğünü anlayamadım bile 10-15 dakika kadar düşmeye devam ettim. Sol elim
enseme doğru gitti yeni tıraşlanmış kafamın üzerinde bir iki tur attı yine
eski yerine geri döndü. Omuzlarım çökmüş kamburum çıkmıştı. Yüzünde patlayan
yumruğa dayanamayıp nakavt olan boksör gibi yere yığıldım. Ağlayamıyordum.
gözlerimi kıstım karşımdaki duvara baktım küçükken yaptığım yaramazlıklara
karşılık yediğim dayakları hatırladım birden gülümsedim, keşke yine yapsam
da yine dayak yesem dedim. Babamın yüzü geldi gözümün önüne;
Beyaz, sarı, siyahi kahverengi kırçıllı bıyıklı, çıkık elmacık kemiklerinin
yükseltisinin burnuyla gözlerinin arasından başlayıp dudaklarının sonun
kadar giden gözyaşı yolunun oluşturduğu derin vadi, 60 yaşında olmasına ve
beyazlaşmasına rağmen gür kalın telli saçları, kahverengi gözleri, kalın
kirpikleri ve dünyada kimseye yakışmayan göbeği ile babam. Eve ekmek
getirmek için hamallık yapan babam emekçi babam güzel babam, eli ağır babam,
içmesini bilen babam, sevindiği zaman eşşooğlueşek diyen babam. Küçükken
göbeğine başımı dayadığım babam. Babam!
Sonra anam geldi gözümün önüne
Anam, küçükken beni oyun oynamak için dışarı çıkartmayan, beyaz tenli, okka
burunlu güzel anam, babam grevdeyken çalışan anam, pazarcılarla cenge cenk
kavga eden anam, inatçı anam, hamarat anam, Cimri anam, güzel anam, cahil
anam, güzel anam! güzel anam!..
Çocuklarına güzel bir gelecek bırakmak için çocuklarına kötü olan iki güzel
insan. İki güzel emekçi, sıradan yurdum insanı. Yemeyip yediren giymeyip
giydiren, ayakkabıları delik iki insan. Emekli ikramiyesiyle aldıkları
yazlıkta ömürlerinin son 4 yılını yine emekli maaşı ile İstanbul'un
keşmekeşinden uzak tatil ! yaparak geçiren iki insan. Beni belki de
bilmeyerek ayakları üzerinde kalmasını sağlayan annem, babam artık yoklar.
23 yılda doyamadığım sımsıkı sarılıp seni seviyorum diyemediğim sarılıp
içime sokamadığım annem babam artık yoklar. Üstelik annem ve babamdan 23
yılda bir kere bile seni seviyorum' u duymadım ben.
Defnedeceğimiz kabirleri bile yok! Artık sadece bayram namazından sonra
babaannem ile dedemin kabrinden sonra keserle kabartacağım su döküp
ağlıyacağım. Sözlerini hiç dinlemediğim annem babam. Sizi seviyorum
gitmeyin, bırakmayın beni, ölmeyin! Daha torun veremedim kucağınıza!

Kendime geldiğimde annemle babamın yatağında yatıyordum saat gece yarısını
çoktan geçmişti. Hiç tereddüt etmeden çevirdim numarayı 0 2 6 6 3 8 ..... 3
kere çaldı telefon 4,5 Eyvah! ya doğruysa? Hıçkırmaya başladım aniden
telefonun yanındaki sandalyeye çöktüm. 7,8,9 telefon umutsuzca çalıyordu,
11. kere çalıyorken ses kesildi uykulu bir ses açtı telefonu;

- Alo!..
- Alo baba sen misin?
- Efendim oğlum benim ne hayırdır bir şey mi var?
- Yok sesini duymak istedim babacığım. İyisiniz değil mi?
- İyiyiz oğlum kötü bir şey mi oldu ?
- Hasta mısın yoksa?
- Hayır baba kötü bir rüya gördüm dayanamadım hemen aradım.
- İyi misin sem oğlum ?
- İyiyim ben sesini duydum vallahi daha iyi oldum. Anam nasıl iyi mi?
- O da iyi oğlum merak etme 10 gün sonra geliyoruz dayan biraz daha.
- Baba bir şey söyleyeceğim daha önce hiç söylemedim. Özür dilerim
- Ne söyleyeceksin? Söyle bakayım kötü bir şey mi?
- Hayır baba kötü değil!
- Baba seni seviyorum, Annemi seviyorum, İkinizi de çok seviyorum.
- Özür dilerim daha önce hiç söylemedim. Kötü bir rüya gördüm çok kötüyüm
hala ağlıyorum.
- Tamam oğlum tamam, merak etme biz iyiyiz geliyoruz zaten...

Buraya kadar okumayi basaranlara tesekkurler. Yukaridaki olay takip ettigim Haber Grubuna bir arkadasim tarafindan gonderilmistir.

Umarim anlatilmak istenilen anlasilabilmistir.
Logged
extremex
Guest
« Reply #11 on: 20 Jan 2003 - 02:34:44 »

sanirim bu yaziyi sekerford'un "olum" topicinden sonra okumak cok daha etkili oluyor...

bogazici univ. ogretim uyesi zeynep oral'di galiba, hic unutmadigim birsey ogutlemisti bi keresinde televizyonda: "sevdiklerinize onlari sevdiginizi gostermekten cekinmeyin!"
Logged
breekdance
Guest
« Reply #12 on: 23 Jan 2003 - 06:28:53 »

arkadaslar herkese saygılıyım ama ben deneme degılde şiir yazdım olurmu acaba.insallah seversınız.
'''eflatun kaldırımlar''' adlı şiir kitabımdan sectım.
saygılar.........

****buyumekteyim****

bilmezdım askın bukadar sert,
bu kadar yıpratıcı oldugunu.
duymazdımki sevda sancılarını yuregımde,
bır kursun sertlıgınde,
yuvarladıgım miskedime bakarken.

ortaokul sıralarıma hiç aşklarımı yazmadım ben.
kantın kuyrugunda cay aldıgım kız arkadasım bıle olmadı.
okul bahcesındeki geç kalanları temsıldim hep,
baskentte oksijeni az  eylul sabahlarına  esnerken...

arkabahcemızın toprak kokan,
misketlerın kazanılıp kaybedıldıgı,
arena yıllarında tanıdım cocuk olmayı.

ozamanlar bir meybuz tadındaydı hayat,
hatta hiç üzmezdi benı matematıkten aldıgım sıfır,
mahalle macında yediğimiz gol kadar.

ankaranın sıyaset kokan yagmurunda,
ıslanan topragımıza çivi saplardık,
ders zili cıkıslarında.
saplardık ve cekerdik cizgimizi sertçe camura,
hayatın bize cektiği çizgiden ziyade,
daha cok cocuklugumuzun kıvamında...

bırkez bile tam dolduramadım sınav kagıdımı,
(tabi x=? karsılıgına 'sen ve ben' yazılarımı saymassak)
gerçi ''sen ve ben'in,
ben'i herzaman olmustu ama,
sen tarafı hep bos kaldı ders yılı boyunca,
platonik bir kıvamda....

arkabahcemizin toprak kokan,
misketlerın kazanılıp kaybedildiği
arena yıllarında sevdim cocuk olmayı.

ozamanlar ankaraya kar cok düşerdi,
ve okulların tatilini müjdelerdı
bize herzaman sıkıcı gelen haber bultenleri,
zaten tek ozaman dınlerdık...

beton duvardaki demirlerden atlarken,
bir okulu daha kırmanın,
masum sevinci olusurdu saf yüzlerimizde
biz yine arkabahcede,yine maçta olurduk zaten
bize calmayan tenefüs saatlerinde...

Atılım Türk-ankara-(96-99)
Logged
manofsteel
Jr. Member
**
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 339


..j'aime mon iPod..


View Profile
« Reply #13 on: 25 Jan 2003 - 00:51:06 »

breekdance guzelmis bu wala. etkilendim. ankara guzel bee ahh ahhh
Logged
breekdance
Guest
« Reply #14 on: 26 Jan 2003 - 04:03:23 »


breekdance guzelmis bu wala. etkilendim. ankara guzel bee ahh ahhh

saolun sayın manofsteeel....
bende buraları sevecegım sanırım...
ama admın arkadasım sanırım benı sevmedı fazla:((
olsun ben burada kalacagım genede.
atılırsamda ne yapayımmmm saglık olsun.
Logged
Pages: [1] 2 3  All
batug.com forum sayfalari  |  Basketbol Dışı  |  Kültür - Sanat  |  Edebiyat  |  Topic: Denemeler (okumaktan sıkılmayanlara özel).. « previous next »
    Jump to: