Welcome, Guest. Please login or register.
29 Mar 2020 - 08:20:22
batug.com forum sayfalari  |  Basketbol Dışı  |  Kültür - Sanat  |  Sinema  |  Topic: !F istanbul 2005 0 Members and 1 Guest are viewing this topic. « previous next »
Pages: [1]
Author Topic: !F istanbul 2005  (Read 5700 times)
OscarRE
Stern'ün Çiftliği
Administrator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.357

ne bakıyon lan?


View Profile WWW
« on: 19 Feb 2005 - 23:04:19 »

17 - 27 şubat tarihleri arasında fitaş afm salonlarında cereyan edecek olan dördüncü istanbul bağımsız film festivali oluyor bu. gayet doyurucu bir program var, ne yazık ki 8.5 milyonluk biletler biraz el yakıyor.. ancak university telecard sahiplerine %50 indirim gibi bir avantaj sunmuşlar, eğer sağlayabilirseniz sinema dolu 10 gün geçirebilirsiniz rahatlıkla.

2 gün evvel başlayan festivalin tam programı şu şekilde:

17 Şubat Perş
12:30 Pür Neşe 13:00 Bağdatlı Liberace
15:00 Terkel´in Başı Dertte 15:30 Can Baz
19:00 Güzel Boksör 19:30 Silver City
21:30 Kapsül 22:00 Top Spot

18 Şubat Cuma
12:30 Susuzluk 13:00 Daima İleri
15:00 Hiç Sevilecek miyim? 15:30 Kumanda Odası
19:00 Dikenli Yol 19:30 Harika Günler
21:30 Howl´un Yürüyen Şatosu 22:00 20 Parmak
00:00 Yüreğimde Bir Delik 00:30 3... Sıradışı

19 Şubat C.tesi
10:30 Geri Döndüler 11:00 Bush´a Göre Dünya
12:30 İpler 13:00 Evlenme Hakkı
15:00 Howl´un Yürüyen Şatosu 15:30 Kahrolası
19:00 DEBS 19:30 Buhar Çocuk
21:30 Karşınızda Peter Sellers  22:00 Cinemix 2005
00:00 Dünyayı Kurtar! 00:30 Marebito


20 Şubat Pazar
10:30 Terkel´in Başı Dertte 11:00 Bağdatlı Liberace
12:30 Kapsül 13:00 Kumanda Odası
15:00 Hayali Kahramanlar 15:30 Onedotzero
19:00 Kod 46 19:30 Harika Günler
21:30 9 Şarkı 22:00 Hiç Sevilecek miyim?

21 Şubat P.tesi
12:30 Susuzluk 13:00 Evlenme Hakkı
15:00 Güzel Boksör 15:30 Kısalar 1
19:00 İpler 19:30 Silver City
21:30 Pür Neşe 22:00 İzo

22 Şubat Salı
12:30 Dikenli Yol 13:00 Bahçe
15:00 Howl´un Yürüyen Şatosu 15:30 Bush´a Göre Dünya
19:00 Hayali Kahramanlar 19:30 Kahrolası
21:30 DEBS 22:00 Makinist

23 Şubat Çarş.
12:30 Harika Günler 13:00 Peçe Arkasından Afganistan
15:00 Bir Porno Yıldızının Güncesi 15:30 Kısalar 2
19:00 Eğitmenler 19:30 20 Parmak
21:30 9 Şarkı 22:00 Buhar Çocuk 21:00 Pazartesi Günkü Kız
00:00 Dünyayı Kurtar!

24 Şubat Perş.
12:30 Hayali Kahramanlar 13:00 Top Spot
15:00 İzo 15:30 Kısalar 3
19:00 Kapsül 19:30 Bağdatlı Liberace
21:30 Geri Döndüler 22:00 Günbatımından Önce   
21:00 Pazartesi Günkü Kız
00:00 Marebito

25 Şubat Cuma
12:30 Kod 46 13:00 İşgal Altında: Bir Seçki
15:00 Bir Porno Yıldızının Güncesi 15:30 Peçe Arkasından Afganistan
19:00 Susuzluk 19:30 Kızların Oyunu
21:30 Eğitmenler 22:00 Kahrolası
00:00 Yüreğimde Bir Delik 00:30 Marebito

26 Şubat C.tesi
10:30 Güzel Boksör 11:00 20 Parmak
12:30 Kod 46 13:00 Bahçe
15:00 DEBS 15:30 Daima İleri
19:00 Buhar Çocuk 19:30 Makinist
21:30 İzo 22:00 Onedotzero
00:00 Dünyayı Kurtar! 00:30 3... Sıradışı

27 Şubat Pazar
10:30 Dikenli Yol 11:00 İşgal Altında: Bir Seçki
12:30 Geri Döndüler 13:00 Kızların Oyunu
15:00 Pür Neşe 15:30 Günbatımından Önce bi daha   
19:00 Terkel´in Başı Dertte 19:30 Kısalar Ödül Töreni
21:30 Bolluk Ülkesi 22:00 Can Baz


festival filmlerine gidenler, izlenimlerini ve filmler hakkındaki değerlendirmelerini buraya yaparlarsa güzel bi arşiv olabilir.
« Last Edit: 20 Feb 2005 - 00:29:17 by OscarRE » Logged

“With the caliber of guys on the team,’’ Wallace said, “with Paul, Kevin, Ray, Big Baby, a whole lot of guys, it’s going to be fun. We’re pretty much tired of beating up on each other and we’re looking forward to that first game against Houston"
http://torinolu.blogspot.com
OscarRE
Stern'ün Çiftliği
Administrator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.357

ne bakıyon lan?


View Profile WWW
« Reply #1 on: 20 Feb 2005 - 00:02:40 »

bu festival çok önemli bi festival, zira kanımca artık bağımsız film diye adlandırdığımız olay hollywood sinemasının birkaç adım önüne geçti ve bu sektörü domine ediyor. bağımsız sinema kavramı da acaip mutasyona uğradı son senelerde, artık minimalist filmlerden çok dozajında efektlerle süslenmiş, görsellik babında da gişe filmlerine kafa kafaya rakip olan bir bakış açısı var.

ben bir uzakdoğu sineması fanatiği olarak, ilk etapta dün "Three... Extremes" filmine gittim, bundan sonra ise "Jigureul Jikyeora!" ve "Izo" filmlerine gitmeyi planlıyorum. bikaç film daha ekleyebilirim.

3 sıradışı filmi hakkında da ufak bir deerlendirme yapiim. gayet hatırı sayılır kariyerlere sahip 3 adet uzakdoğulu yönetmenin (takashi miike - japonya; chan wook park - kore; fruit chan - hong kong) fazlasıyla cesaret, biraz da psikopatlıkla giriştikleri bir proje. işin psikopatlıkla alakalı kısmı, filmin adından da anlaşılacağı gibi sıradışı 3 adet öykünün bir compilation'ı olarak düzenlenmesi. kalp, mide, veya herhangi ciddi başka bir rahatsızlığı olanların pek hazetmeyeceği bir film olabilir zira buzdağının görünen kısmında kürtaj, ceninler, drama süsünde cinayetler ve bolca kan var, bunlar zorladıkça zorluyo izleyen kitleyi.

ancak dikkatli, ve bu türe alışkın seyircilerin görebildiği buzdağının su altında kalan kısmında, öykülerin geneline yayılmış bir karakterleri en ince ayrıntısına kadar tanıma seansı, onların psikolojik zorlamaları, bunun yanında uzakdoğu sinemasında hiç alışık olunmadık bi tempoyla kurgulanmış çekimler, müthiş bir görsellik var.

ilk öykü dumplings adında (mantı olarak çevrilmiş ancak tam karşılığı o değil, mantı benzeri çin ve hong kong'da meşhur bir hamur tatlısı), insanı irrite etmeye en yakın film, aynı zamanda kağıt üstünde en sıradışı gözüken parçası filmin, ancak bana ve dizilişe dayanarak yorum yaptıımızda prodüktöre kalırsa en sönük kısım aynı zamanda. zorlama bir ilişkiyi yürütmeye çalışan, paraya, üne ve başarıya doymuş bir kadının varlıını gençleşmek adına kullanma sevdası, onu pek hesap etmediği bir şekilde normal insanların düşünmek bile istemeyeceği bir aktiviteye itiyo. mantıları yapan mei hanımın iyi incelenmesinde fayda var, pek alışık olmadıımız bi karakter bu.

ikinci öykü, cut adına sahip (bu da yönetmenlerin sahne çekimlerinde kullandıı terim oluyor), ve gerek öykünün içindeki bağlantılarıyla, görselliği ve ve filmin akışı içinde sürpriz ya da saçma gözüken ayrıntıları tekrar başarıyla olaya dahil etmesiyle en başarılı ve hatasız film olmuş. ancak sıradışı tanımına uyma konusunda diğerleri kadar doğru bir parça olduğu söylenemez. oldboy'dan bildiimiz chan-wook park yine bol kan, kopan parmaklar, kulaklar, dakikalarca aynı sekansı tekrar etmesi.. ile kendini gösteriyo. çok başarılı, aynı zamanda imrenilecek derecede iyi bilinen, ve yüksek hayat standartlarına sahip bir yönetmen, yine film setinden evine döndüüi bir akşam keyif yaparken, bir piskopatın saldırısına uğruyo. baygın halinden kurtarıp gözlerini açtıında, piyano başında iplerle bağlanmış karısını, ve ilk defa gördüünü düşündüü bir adamı farkediyo. hareketlenmek istediinde kendisinin de el ve ayaklarından bağlanmış ve bir iple duvara zincirlenmiş olduunu farkediyo. piskopat arkadaşın (sonra yönetmen bu adamın filmlerinin hepsinde çalışmış bir figüran olduunu hatırlar) adamın bu kadar zengin olmasına rağmen bu kadar iyi olması, ve bunu engellemek için önüne ilginç bir sınav koyuyo. yönetmen ilk defa gördüü bir çocuu boğmak zorunda, aksi takdirde 5 dakikada bir hayatındaki en büyük amacı piyano çalmak olan karısının bir parmağı kesilecek. aynı odada sonlanan filmde bir an bile dikkat kaybetmek mümkün değil, hele ki öyle bir son var ki filmde, çok zor unutabilir insan.

son öykü ise box adında (bunu biliyoruz hepimiz). her sene 4-5 film çekebilecek kadar üretken, tarantino'nun kıskanacağı kadar yetenekli, ve her filmiyle ödül alabilecek kadar başarılı çılgın çocuk miike takashi'nin sona konması beklenmedik bir şey değil. ancak direkt midenize hitap eden ilk 2 filmin arkasından miike'den psikopatlıın sınırlarını zorlayan, diğerlerinden 2 kat fazla etki edecek bir film bekliyorsunuz, yanılıyorsunuz. bunun yerine miike abimiz daha yavaş, daha sindirici bir hikayeyle gram gram eritmeyi, filmin sonuna posanızı bırakmayı tercih etmiş. sürekli kendi hatası sonucu başına kötü olaylar gelen ikiz kardeşiyle ilgili bir rüya gören kadın var merkezde. bu kadının anca filmin sonunda ööreneceimiz bir sırrı var onu bu kadar rahatsız eden. bu filmi diğerlerinden bir adım öne taşıyan şey, takashinin filmin çoğu yerinde sessiz, derinden oynayıp, can alıcı ayrıntılar gözümüzün içine sokarak, bir yandan da en çok merak etmiş olabiliceeniz bazı soruların cevaplarını gizli tutarak öyküyü sunması; bunu yaparken de aslında sıradışılıı öykünün geneline değil, parçalara serpiştirmesi. zaten miike'nin filmlerinin sıradışı olduunu düşünürsek, kendi açısından sıradışına çıkmış olmak için böyle bişey yapması çok daha leziz olmuş, sağolsun.

yani bu filmi gidin, görün diyecem ama içimden gelmiyo. sebep de bir çift laf etmek istediim festival seyircisi. yıllardır her uzakdoğu filmine akın akın gelen bu kitle, malesef aksandan olsa gerek neyin espri neyin gerçek olduunu ayırt edemiyo ve ota b.ka gülüyo. bu şekilde aslında filmin en can alıcı sahnesi olan bir anda millet sağınızda solunuzda kahkahalarla gülüyor oluyo ve bu da sinir bozucu. hele filmin sonunda arkamdaki bi kız "hayatımda bu kadar saçma şey görmedim" dedi yanındakine, sinirlendim. e adam ismini "saçma" koymuş, sen gelmeyesin diye, daha neyin münakaşası bu, anlamak mümkün deel.
Logged

“With the caliber of guys on the team,’’ Wallace said, “with Paul, Kevin, Ray, Big Baby, a whole lot of guys, it’s going to be fun. We’re pretty much tired of beating up on each other and we’re looking forward to that first game against Houston"
http://torinolu.blogspot.com
judas
Moderator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 2.876

The Great Danton


View Profile
« Reply #2 on: 20 Feb 2005 - 00:56:38 »

henüz bilet aldığım seansların vakti gelmediği için festivalle ilgili genel bir değerlendirme yapmak istiyorum.

henüz genç bir fest olmasına karşın her sene çok zengin programlara gelmekte karşımıza. ve birçok yönden geleneksel istanbul film festivalinin önüne geçmeye başladı kanımca. istanbul'da oluşmaya başlıyan hatırı sayılır entellektüel kitleyi de düşününce, ilaç gibi geldi tabiri abartılı olmayacaktır. ozan'ın bahsettiği belli bir dallama grubu mevcut ama onlar da zamanla kendi içinde elenicektir diye düşünüyorum. "Hayatımda bööle iirenç şey izlemedim" diyen kız bir daha festival filmine adımını atmazsa hepimiz için kardır, nitekim birçok seans böyle şahıslar tarafından doldurulduğu için görmeyi çok istediğim makinist, kod 46 gibi filmlere bilet bulamadım şu anlık.

ama dediğim gibi program bir hayli zengin ve herkesin ilgisini çekebilecek şeyler mevcut. festival seyircisi olmaya başlamak için de çok iyi bir fırsat, çünkü bu tip filmleri izliince sinemanın düşündüünüzden çok farklı bir konumda olduğunu farkediyosunuz, ve işin sanat yönü önünüze serildiği için en ufak bi paraya yazık etme hissi gerçekleşmiyo içinizde.

takip etmeyen ancak bikaç filme gitmek isteyenler için aklıma gelenlerden yaziim...

- lilja 4-ever, tillsammans ve fucking amal gibi duygusal aarlıklı çarpıcı filmlerle tanıdıımız lukas moodyson'dan bu kez yalnızca gece gösterimi mevcut olan ve sert bişi olma ihtimali yüksek olan 'yüreğimde bir delik'

- bağımsız sinemanın babalarından hal hartley filmi 'pazartesi günkü kız'

- hayao miyezaki'nin yeni animesi ve şahsen festivalin en çok merak ettiğim filmi 'howl'un yürüyen şatosu'

- canımızdan çok sevdiğimiz japon korku sinemasının son örneklerinden biri olan 'marebito'

bunun dışında haklarında birşey bilemesem de konularını okuyup enteresan bulduğum kızların oyunu ve ipler adlı filmlere de gideceğim.
Logged

judas
Moderator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 2.876

The Great Danton


View Profile
« Reply #3 on: 25 Feb 2005 - 03:30:37 »

howl'un yürüyen şatosunu izledim ve söyleyeceğim bir yığın şeyim var, kısaca özetliim istedim ben de. ilgilenenler okusun çok ufak spoilerlar içerir belki ama film zevkinizi bozucak düzeyde olmaz. zaten süprizlere gebe bi film diil tahmin edebilceeniz üzre.

öncelikle miyazaki'den biraz bahsetmeli ki filmi daha ii anlıyalım. onun çizgi filmlerinde bütün karakterler bir şirinlik içerir. tam anlamıyla kötü adam kavramı yoktur. herkes özünde iyidir. renkler çok canlıdır ve doğa hep önplandadır, yani herşey kusursuzdur kısaca.

bu filmde işe bu kusursuz fonu bozan bi savaş mevcut. savaşın geçtii mekanlara geldiinde görüntüler matlaşıyor birdenbire, iç karartıcı bi hale bürünüyor, bi süre sonraysa normal hayata -yani kusursuz olana- geri dönüyoruz. bu hayatta insanların yanı sıra garip varlıklar da var. diğer miyazaki filmlerinden farklı olarak, bu kez insan ve hayvanlar haricinde, yaşamını sürdüren bir yığın yaratık yerine büyü etkisinde kalmış neseler mevcut. yürüyen korkuluk, konuşan ateş gibi... hepsi de savaşın bitmesini istiyor, hatta bahsi geçmese bile yere düşen canlı bombaların bile bu işi içinden gelerek yapmadıklarını hissedebiliyoruz.

büyüye maruz kalan kızın, bu işi nasıl karşıladığı, hangi şartlarda büyünün etkisinin azaldığı ve hangilerinde arttığı gibi ince detaylara dikkat etmek gerekiyor filmi anlıyabilmek için. howl - ateş cini - sophie - çöplük cadısı dörtlüsü arasındaki ilişkilerin ii irdelenmesi gerekiyor.

fakat aklınız bir karış havada izleyip sadece atmosferin büyüsüne kapılıp masalın tadına varmak da ayrı bir keyif olacaktır. işin kötüsü bu keyife öyle kapılıyorusunuz ki, sonunda bu masalsı dünyayı terkedip normal hayata dönünce kendinizi ağlarken buluyorsunuz. yanlış anlaşılmasın film içinde geçen acıklı olaylar yüzünden diil, sadece ve sadece bittiği için.
Logged

OscarRE
Stern'ün Çiftliği
Administrator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.357

ne bakıyon lan?


View Profile WWW
« Reply #4 on: 28 Feb 2005 - 19:02:23 »

son gittiim 2 filmin de deerlendirmelerini yapayım.

oncelikle michael winterbottom, ve "code 46"..

filme bilet aldıımda çok sevdiim ve sinema görgüsüne çok güvendiim, yönetmenin festivaldeki iki filmnii de seyretmiş bi arkadaşımla biraz sohbet ettik. an itibariyle festival gösterimlerinin dolup taştıını ve festival sonrası ek özel gösterimler yapılacağını öğrendiim, yönetmenin dier filmi "9 songs"un, fazlasıyla zorlama bir film olduunu, fazlasıyla sıkıldıını ve uyuma durumuna geldiini söyledi. ancak kod 46 filminin böyle bir misyona sahip olmadıını, hatta aynı yönetmenin elinden çıktıına bile şaşırılacak bir film olduunu söylemişti.

her ne kadar bu kısa zamanda arz-talep ilişkisi içinde oluşan bu fark, yönetmenin hitap ettii kitleyi sarsma çabası, bana ilginç geldiyse de büyük bi heyecanla gittim filme. yönetmenin "With or Without You" filmini cnbc-e'de izlemiş ve fazlasıyla beenmiştim, ama açıkçası şimdi çizecei profille ilgili bir ipucuna rastlayamamıştım, kariyeri o zamandan hallice şekillenmiş bir isim olmasına raamen.

filme dönelim. yakın gelecekte geçen bir olay, daha önce örneklerini gördüümüz şekilde teknolojinin suyu çıkarılmış, parmak izleriyle tespit edilebile kimlik profilleri, havada konuşlanmış parmak temasıyla çalışan kişisel bilgisayar monitörleri, kağıt kalınlığında görüntülü telefonlar, virüs yoluyla insanlara yüklenebilen güç veya özellikler, vs. vs.. filmi yorumlayan insanlar bunun çok zekice hazırlanmış ve görsel olarak çok başarılı bir dünya olduunu söylemişler, ancak ben paralel düşünemiyorum. film code 46 adındaki bir yasanın açıklanmasıyla başlıyor, yasaya göre %25, %50, veya %100 dna benzerliğine sahip insanlar birbirleriyle cinsel ilişkiye girdiklerinde kademe kademe bu yasayı ihmal etmiş ve suç işlemiş oluyolla. bu suç işlendiinde gebelik hali ortadan kaldırılıyor, olayla ilgili hafıza siliniyor, ve mahkum muamelesi görüyorsunuz. peki madem bu kadar yüksek bir teknoloji var elde, insanlara empati virüsü yükleyip 1000lerce kilometreden aletsiz iletişim kurmasını sağlayabiliyosunuz, yok mu dna benzerliine bir çare (ki bildiim kadarıyla kan bağı olmadıı takdirde %100 dna benzerlii mümkün deil, filmde böyle bir olay da var), birbirini seven insanlar rahatça ilişkiye girsin?

dahası bu muazzam teknolojide yer alan bazı kilit unsurları deişik filmlerde daha önce görmüş olmak da biraz rahatsız etti. insanlara virüs yoluyla özellik yükleme (what is matrix?), parmak iziyle evine girip çıkma, uçağa binme, kimlik tespiti (ilk aklıma gelen total recall, daha bilimum örnekleri olabilir), bir de kişisel bir rahatsızlık olsa da - film daha sonra vizyona girdii için suçlayamıyorum, ancak hali hazırda bir haikaye var - spesifik bir olay hakkında hafıza silme (eternal sunshine of the spotless mind) vs. vs.. bu sınırsız hayalgücüne sahip yönetmenden daha orjinal bir vizyon beklerdim.

filmde yıllarca kanunsuz işler sebebiyle oradan oraya sürülmüş, annesi babası tarafından terkedilmiş bir genç kızın narrator hadisesi mevcut, kendisi shangai'da sahte vizeleri tespit eden ve kurallara uygun vizeleri tekrar gözden geçiren bir şirketin işçisi olarak çalışıyor. işi bir hayli önemli çünkü hali hazırda dünyanın atmosferinin hassaslaşması sebebiyle insanların uzun yolculuklarında vize almak inanılmaz zor, ve sahte vize suçunun işlenmesi insanların ölümüyle sonuçlanabiliyor. erkek kahramanımız tim robbins, yükledii bir virüs sayesinde inanılmaz sezgilere sahip, insanların bir lafını duyduğu anda onların kafasından geçen herşeyi okuyabiliyor, ve bu özellii sayesinde gizli serviste dolgun maaşlı bir işe sahip. görevi shangai'daki bu ofiste yasadışı vize kaçıran bir çalışanın tespiti. tabii ki bu tespit etmesi gereken de kısa saçlı şirin bayan oyuncu samantha morton (minority reporttan hatılarsınız belki).

neyse tim robbins tabi hatunun suçlu olduunu tespit ediyor, ama her ne arada olduysa aşık oluyor kızımıza ve kendisini ihbar etmiyor, başka bir işçinin adını veriyor kendisine. kız da kendisine müteşekkirliini göstermek amacıyla ona shangai'da felekten bir gece çaldırıyor, gözü önünde çaldıı vizelerden birini teslim ettiği arkadaşlarından birini tanıştırıyor, ve akabinde evine alıp kendisini sunuyor.

filmin had safhada melankoliye ulaştıı yer burası, tim robbins bu tip işleri halletmek için 24 saatlik vizeyle salınıyor, işini halledip evine dönüyor haliyle, ancak halletmedi için gizli servis tarafından bir güzel haşlanıyor ve mekana geri yollanıyor. sebep kendisinin de tanıştıı sahte vize alan arkadaşın, gittii ülkede bağışıklıı olmadıı bir hastalıa kapılıp feci şekilde canvermesi. bu yüzden tim robbins feci bir hırsla gidiyor mekana ancak kız yok, biraz araştırıyor ve ööreniyor ki hatun code 46 yasasını ihlal etmiş, pek tabii ki kendisiyle. adam da kıllanıp dna karşılaştırması yaptırıyor, %100 benzerlik olduunu görüyor (aman aman). sonra kıyamıyor kızı alıyor ordan çocukluunu geçirdii yere kaçıyorlar.

bu noktada bi ayrıntı var, kız yasayı ihlal edince haliyle anıları siliniyor, gebelii iptal ediyor ve bir virüs yükleniyor anladıım kadarıyla, dna benzerlii olan herhangi birini vücudun reddetmesi için. bu şekilde aşk içinde cebel ali'ye kaçıyorlar, ve filmin en sinir edici sahnesi cereyan ediyor burda. kız ilişkiye girmelerinin sahip olduu virüs sebebiyle imkansız olduunu bilmesine raamen, adama zorla kendisiyle ilişkiye girmesini söylüyor, adam da tüm öküzlüüyle kızı yataa baalayıp.. her neresinden bakarsam bakayım estetik, aşkı yansatan, vurucu bir tarafını göremedim bu sahnenin, demek ki benim sinema vizyonum epey daralmış.

herneyse genel olarak ne öyküyü, ne çekim tekniklerini beendiimi söyleyemiceim bi film oldu bu. yine de gördüüm için mutluyum zaar.
Logged

“With the caliber of guys on the team,’’ Wallace said, “with Paul, Kevin, Ray, Big Baby, a whole lot of guys, it’s going to be fun. We’re pretty much tired of beating up on each other and we’re looking forward to that first game against Houston"
http://torinolu.blogspot.com
mc
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Posts: 2.214


View Profile
« Reply #5 on: 18 Jul 2005 - 01:44:34 »

dün makinist'i izledim. tam hoşlandığım tarzda bir gerilimdi; birşeyleri gösterip insanı germek yerine, izleyen kişinin kendi kendisini germesini sağlayan bir film. ancak filmi kusur bulmak için izlerseniz, hiç zevk almayabilirsiniz. hikayenin üzerine kurulu olan olgu bariz apartmaydı ki ben azılı bi sinemasever falan değilim; ancak gerçekte varolmayan bir karakterle ana karakterin paranoyakça bir şekilde hesaplaşması teması daha önce mutlaka yapılmıştır diye düşündüm film sonunda ki birlikte izlediim arkadaşım, ki bu ozan olur, lynch filmlerini andırıyordu dedi, sonunda. ancak dediim gibi "lynch filmi" lafı bana bişey ifade etmediği için, ben rahatsız olmadım ve zevk aldım. ayrıca bir filmde en çok hoşuma giden ve dikkat ettiğim şeyler de filmin geçtiği mekanlardır ki, gerilim filmi için bu en önemli şeylerden biridir. mekanları beğendim, 10 numara...

ayrıca yazmamışım ama fest süresince israil yapımı bir belgesel olan bahçe ile danimarka çıkışlı animasyon terkel'in başı belada'yı seyretmiştim. onlar hakkında da bişeyler yazayım.

bahçe, belgesel türünün gereklerini yerine getiren ve dibine kadar gösteren bir film. israil'in boktan bir mahallesinde aynı evde yaşayan iki eşcinsell beraber kalıyor yönetmenler, film böyle çıkıyor ortaya. kesinlikle beğenmiştim. zaten düşünmeye zorlayan bir yanının olmaması da iyiydi, sadece gösterdiler ve eve gidince kusun dediler.

terkel in trouble ise hayatımda izlerken en fazla güldüğüm filmdir. iyi ki gördüm.
Logged
mc
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Posts: 2.214


View Profile
« Reply #6 on: 31 Aug 2005 - 18:47:47 »

control room (kumanda odası)'u goldmax'te yakaladım. film 50 kürü dakkalık süresiyle önyargılı yaklaşmamı sağladı en başında, hatta if fest'te gösterildiini bilmesem seyretmezdim.

film belgesel türünde, amerika'nın ırak'ı işgali üzerinden ilerliyor ve el cezire televizyonu tek ana mekân. bilumum tartışma programlarında bilumum kanallarda duyduumuz şeyleri, olayın taraflarından dinliyoruz ve batı basınının ne kadar dallama olduunu annıyoruz. tek koyan kısmı filmin kısalığı, albüm introları gibi..
Logged
OscarRE
Stern'ün Çiftliği
Administrator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.357

ne bakıyon lan?


View Profile WWW
« Reply #7 on: 1 Sep 2005 - 02:55:41 »

festivalde izlediim son 2 film demişim ve sadece code 46'yı yazmışım. dieri izo idi.

festivalin üstünden hatırı sayılır zaman geçtii için çok uzun yazmayacam ancak 2 mesaj üstte can'ın da deyindii (beraber izlemiştik) the machinist ile birlikte deerlendirmek istiyorum kendimce.

the machinist son yıllarda çok fazla rastladıımız tarzda gergin atmosfer, sürekli gizemli kalan ayrıntılar, ve sürpriz son yardımıyla bütün parçaların birleşmesi ögelerini kullanan bi filmdi. zevkle seyredilicek, çok fazla uzatılmamış, seyirciyi kasmamış bi film, bu açıdan beendim. öncelikle konu çok saalamdı, bütün olayı son sahneye bırakıp, film boyunca seyirciyi ana karakterin hareketlerine kanalize eden, eylemlerden psikolojik çözümleme yaptıran başarılı bi senaryo; yanında renk ve mekan seçimlerini kusursuza yakın yapmış, çok titiz genç bi yönetmen..

dediim gibi genel hatlarıyla çok sürükleyici bi film, seyretmekten zevk alıcaanız bi gerilim falan. ama beni rahatsız eden noktası, bir çok sahnede "ulan bunu da bu yönetmen yapar" tarzı bi düşünceye sürüklenmemdi kendi kendime. normalde esinti filmlerde bunu fazla takmam ama çok deişik şeyler sentezlenmiş gibi geldi hep, hatta filmin sonunda can'la birbirimize baktıımızda ilk tepkimiz "ulan bu biraz david lynch aparması olmuş sanki" idi, ukalaca da olsa. herneyse böyle bi film işte.

izo'ya gitmiş ancak yarısında elde olmayan sebeplerden dolayı çıkmak zorunda kalmıştım. sonra divx olarak izledim. hazmedilmesi çok daha zor bi film ve sonuç olarak miike filmi, yani hem sabır hem mide gerekiyo.

ben hayran kaldım diyebilirim açıkçası. film genel olarak japon kültürü tabanlı olduundan dolayı, o altyapı hakkında kitap okumuş, film izlemiş olan insanlar için çok daha zevkli geçiyo. ilk bölümde sürekli izo'nun level boss misali tipleri yara yara ilerlemesini izliyoruz, biraz sıkıcı geliyor anca diyaloglara dikkat. dediim gibi uzakdoo kültürü çok fazla dayatıldıı için iyi özümsemek lazım söylenilenleri. bu arada adamın zaman - mekan kavramından tamamen kopmuş olduu da gözardı edilmemeli.

çok yüzeysel bakarsak, adam sürekli birilerini öldürüyor ama kapıştıı şeyler karşısındaki vücutlar diil, fikirler. izo da sembolik bir ürün oluyor bu şekilde, japon ananelerini temsil ediyor bir nevi. bazı fikir - kavram - tabu'dan çok hasar alıyor, bazısından az. filmden zevk almak için bu noktada az önce bahsettiim "japon kültürüne duyulan ilgi" devreye giriyor, diyaloglardan çıkarımlar yapıyosunuz ve fikri kavrıyorsunuz. zaten film de sembolik bir şekilde izo'nun ölmesi ile başlayıp, yeniden rahime dönüş misali doomasıyla bitiyo. bu son söylemenin de spoiler durumu yok ciddeni nitekim aradaki diyaloglar filmi deerli kılan.

bi de benim de filmde tam yerine koyamadıım bazı unsurlar var, misal bi baba sürekli film arasında takım elbise fötr şapkayla gitar çalıp türkü çıırıyor, sake içiyor falan, bunun da kültürel bi unsuru temsil ettii açık, zaman zaman amacını da anlıyosunuz ama filmin bazı yerlerinde neden göründüünü çözemiyosunuz, en azından ben çözemedim.

herkesin izlemesini tavsiye ediyorum filmi, ama beeniceklerini garanti etmiyorum o ayrı konu.

bi de hoş bi sürpriz var, filmin ikinci bölümünde izo bi ara ünlü k1 fighter izbandut bob sapp'la kapışıyo, hoş bi enstantene.
Logged

“With the caliber of guys on the team,’’ Wallace said, “with Paul, Kevin, Ray, Big Baby, a whole lot of guys, it’s going to be fun. We’re pretty much tired of beating up on each other and we’re looking forward to that first game against Houston"
http://torinolu.blogspot.com
judas
Moderator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 2.876

The Great Danton


View Profile
« Reply #8 on: 1 Sep 2005 - 18:19:21 »

makinist hakkında sanıyorum ben de birkaç bişey söliyebilirim.

filmi tek başına, diğer tüm sinema dünyasından ayrı biçimde ele alırsanız, ya da almayı başarabilirseniz, o zaman ciddi biçimde etkilenme şansınız var. fakat 90'lı yılların favori türlerinden olan esrarengiz pskolojik gerilimler arasında çok iyi bir yerde olduğunu söyliyemeyeceğim. buna sebep olarak da süpriz son (ki bu tip filmlere aşina olanlar için hiç de süpriz diil) klişesini gereinden fazla kullanmasını göstericem.

bu durumda filmin tek avantajı süresinin kısa olması bu klişeyi 2.5 saat diil de, 80 dakka beklenemeniz dolayısıyla ciddiyeti koruyabilmeniz.

david lynch'le de pek bir ilgisi yok bence. bu tip karanlık filmlerin birçoğuna david lynch çakması denilebilir rahatlıkla, halbuki teknik detaylara girilirse david lynchle pek bir ilgisi olmasıı görülebilir rahatlıkla.

bir de söylemeden geçemeyeceğim, christian bale çok başarılı bi herif. 
Logged

OscarRE
Stern'ün Çiftliği
Administrator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.357

ne bakıyon lan?


View Profile WWW
« Reply #9 on: 1 Sep 2005 - 18:42:59 »

david lynch bu film ile ilgili tek ilişki kurduum yönetmen diildi, ancak en çok baadaştırdıımdı.

bi kere filmin sadece adamın malum olay sonrası yaşadıı çifte kişilik problemi üzerine kurulmuş olduu gerçei var. bu da sürekli olmayan anılar, "dejavu"lar, gizemli deişikliklerle gözümüze sokuluyor, ancak hiçbir ögenin tam olarak filmde yeri yok. bu yönü tamamen lost highway'i andırıyo bana.

ikincisi adamın hayatında aslında olmayan ancak olduunu bize de dikte ettii bi sürü insan var, bu da mulholland dr.'da işlenmişti en başarılı şekillerinden birinde.

bi de film her ne kadar kısa olsa da, çok karanlık ve yavaş ilerliyo ve bu da lynch sonrası dönemde popüler olan bişi gibi kalmış aklımda.

yine de bunun o an kafamda kuruverdiim bi benzerlik olduunu belirttim, yine de her izleyenin bu tip bi benzetme yapması muhtemel gibi geliyo bana.
Logged

“With the caliber of guys on the team,’’ Wallace said, “with Paul, Kevin, Ray, Big Baby, a whole lot of guys, it’s going to be fun. We’re pretty much tired of beating up on each other and we’re looking forward to that first game against Houston"
http://torinolu.blogspot.com
Pages: [1]
batug.com forum sayfalari  |  Basketbol Dışı  |  Kültür - Sanat  |  Sinema  |  Topic: !F istanbul 2005 « previous next »
    Jump to: