Welcome, Guest. Please login or register.
21 Jan 2019 - 08:03:53
Google
batug.com forum sayfalari  |  Basketbol Dışı  |  Kültür - Sanat  |  Sinema  |  Topic: 29. İstanbul Film Festivali 0 Members and 1 Guest are viewing this topic. « previous next »
Pages: [1]
Author Topic: 29. İstanbul Film Festivali  (Read 3316 times)
zubizaretta
Newbie
*
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 240



View Profile WWW
« on: 27 Mar 2010 - 22:42:25 »

Çizelge:

 http://www.iksv.org/film/cizelge2010.asp

Film Listesi:

http://www.iksv.org/film/film_listesi.asp

Gainsbourg, Lübnan, Suç Unsuru, Yedinci Kıta, Doronship, Kızıl Mabet.

Plase: Vavien, Topkapı, Bal
Logged

Svetlin
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 1.136


View Profile
« Reply #1 on: 27 Mar 2010 - 23:36:23 »

uyumaya mı gidiyon zubi yine? if'de öyle duyumlar almıştık laz usagi
Logged
zubizaretta
Newbie
*
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 240



View Profile WWW
« Reply #2 on: 27 Mar 2010 - 23:57:08 »

Gainsbourg ve Bal'ı özellikle seçtim ağabey. Temposu düşük film mis gibi uyunur dediler laz usagi
Logged

Sheed
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 1.777


View Profile WWW
« Reply #3 on: 28 Mar 2010 - 01:46:31 »

ismo ankara'da uyuyacak doğru dürüst bi festivaliniz yok diye çamur atma..

yeşil günler, suç ordusu, şok doktrini, doronship 77, gürültü ustaları, gainsbourg, hücre 211, köpek dişi

şimdilik bu kadar, söz merkezde..
Logged

Fowler
Full Member
***
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 628


View Profile
« Reply #4 on: 28 Mar 2010 - 23:29:36 »

İyi bir başlangıç bölümünün hepsine bilet aldım ben, özellikle izlemeyenlere, Von Trier'in ilk filmi Element Of Crime'ı tavsiye edelim, çok ayrı bir manyaklık. Sonra diğer filmleri de yorumlarız...

Kosmos'un biletleri bitmiş, kapıda her türlü imkanları devreye sokacağım, acayip izlemek istiyorum.
Logged

Sheed
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 1.777


View Profile WWW
« Reply #5 on: 28 Mar 2010 - 23:34:56 »

kosmos ilk gün bitmişti, ben de listeden sadece onun üzerini çizmek zorunda kaldım..

aynı şekilde ilk filmler konsepti çok iyi olmuş, suç unsuru-yedinci kıta-kansız üçlüsünün hepsine gitmek isteyip hiçbirini programa uyduramamam da acayip oldu..
Logged

Fowler
Full Member
***
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 628


View Profile
« Reply #6 on: 29 Mar 2010 - 01:49:06 »

Yedinci Kıta'yla Kansız'a da gidicem ben de özellikle Yedinci Kıta toplumsal deney gibi olacak. Salondan çıkma rekorları kırılacağını düşünüyorum ilk yarısında. Sonu çok çarpıcıdır, bence şans verilmeli. Haneke'den zerre hazzetmesem de bu filmi severim.

Joseph Losey seçkisine giderim hepsini görmek istiyorum. Yaşlı ustalardan Herzog'un Bad Lieutenant'ını izlemiştim illegal yollardan ama festivalde görürüm bir daha. Yine Rivette'in 36 Dağ Manzarası da ilgimi çekiyor.

Kafam karıştı ya bir sürü film var.
Logged

OscarRE
Stern'ün Çiftliği
Administrator
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 6.356

ne bakıyon lan?


View Profile WWW
« Reply #7 on: 29 Mar 2010 - 14:47:28 »

serge babanın filmine gitmemem için çığ düşmesi lazım.
Logged

“With the caliber of guys on the team,’’ Wallace said, “with Paul, Kevin, Ray, Big Baby, a whole lot of guys, it’s going to be fun. We’re pretty much tired of beating up on each other and we’re looking forward to that first game against Houston"
http://torinolu.blogspot.com
Sheed
Yönetici
Pro. Member
*****
Offline Offline

Gender: Male
Posts: 1.777


View Profile WWW
« Reply #8 on: 10 Apr 2010 - 03:09:15 »

gelecek haftaki gösterimler için bilet dolaşımına yardımcı olabilir ya da 'blu-ray' tayfası için ilk izlenim yaratır diye yazayım film izlenimlerimi.. otorite değiliz tabi, saçmalarız bi yerlerde..

yeşil günler - 5.5
2009 venice cesaret ödülü almış, fakat söylemi beklediğim cesaretin yarısını taşımıyordu.. iran sinemasından daha aykırı örnekler görmüştük önceki festivallerde, amerikan apolitikleri izlesin de bize pek gelmez gibi..

suç ordusu - 8.5
büyük ölçüde gerçek hayat temelli güçlü bi hikaye.. missak karakterinin yaşadığı çelişkiler, özellikle de etik olana sıkı sıkıya tutunma-büyük resim için doğrularından feragat edip eyleme geçme konusundaki kararı savaş konjonktüründe çok anlamlı.. hatta missak'ın hikayesinde bolca geçen 'ermeni soykırımı' vurgusu düşünülünce biraz da ironik.. (bu arada o vurguların ilkinde 4 tane amca ceketini hışımla eline alıp salonu terk etti, işte festival izleyicisi.. hassasiyetlerimiz var ama kalkıp filme geliyorsun, 5 cümlelik tanıtım okumaya zamanımız yok..) zira direniş hareketinde alman güçlerine ve onların etkisindeki fransız bürokrasisine karşı şiddeti romantize etmekle uğraşıyor film.. beklentilerimin hayli yukarısındaydı, o dönemi genelde alman bakış açısından okuyan, izleyen birisi için de çok değerliydi..

aşk yuvası - 6.0
göktuğ (zeppelin) bilet açığa çıkınca davet etti, sağolsun.. o yönetmene sarmış sanırım biraz da, İKSV ile birlikte kaurismäki filmlerinde back-to-back yapmak istemiş.. senaryo çok özgün sayılmazdı ama eğlenceli bi absürd komediydi diyebilirim heralde.. uykusuz ve sinepop'un arka koltuklarına itilmiş durumdaydım, çok da sağlıklı yorum yapamayacağım.. bikaç cevap bulamamış sorunun da üzerine gidemedim zaten zaman bulup, düşündüğümden derin olabilir.. başroldeki dayı iyi kotarmış ama..

şok doktrini - 8.0
naomi klein'ın aynı adlı kitabı çok konuşulmuştu amerika'da, ne dediğini üç aşağı beş yukarı biliyordum ama kitabın uzun metraj uyarlamasına michael winterbottom elinin değmiş olması beni cezbetti..yoksa belgesel kuşağında sadece 'rockumentary' olayına rağbet ediyorum yıllardır, bi de "man on wire" var istisna.. ama burada da anlatım çok iyiydi.. filmin epizodik bi yapıda düşünülmemesi bence yerindeydi, fakat ne yazık ki beyoğlu sineması'ndaki düşük voltaj sebebiyle biz filmi altı epizot halinde izledik.. milton friedman'ın öğretileri, bunları benimseyen chicago boys'un şili'de yaptıklarından başlayıp nixon-reagan, thatcher, gorbachev-yeltsin üzerinden 9/11 olayları ve katrina felaketine kadar giden ve krizden beslenen bi 'felaket kapitalizmi' teorisiyle bu dönem boyunca insanlık tarihine damga vuran olayları açıklamaya çalışan, oldukça da tutarlı bi metinden güzel bi iş çıkarmış whitecross ve winterbottom..

doronship 77 - 7.0
saat 11 filmiydi, 77 doğumlu yönetmen pablo agüero filmi bi kez daha izleme konusunda ikna etti beni en azından.. o saatte yine kötü bi koltuktan daha fazlasını ümit edemezsin.. çöldeki dede-torun kayıtları ve eşlik eden perküsyon çok etkileyiciydi.. agüero'da hayat var gibi..

gürültü ustaları - 8.0
yukarıda bahsettiğim 'rockumentary' türünden bunu seçtim bu festivalde.. jimmy page-jack white-the edge üçlüsünü biraraya getiriyor film, haliyle gitar olayına eğiliyor tamamen.. the edge ve -çok beğendiğim bi herif olsa da- aslında white da burada sorsam gitar deyince sayılacak 40-50 isim arasına pek giremeyecektir, bu yüzden bi çekinceyle gitmiştim ama filmde 'executive producer' olarak da adı geçen page'in seçimleri olduğu ortadaydı bu isimlerin.. ki filmin de yönlendirmesiyle gitara olan bakışlarıyla üç farklı dönemden, hepsi 'rock' tanımının kanatları altına girse de farklı üç janrı icra eden, gitara birbirinden farklı üç yolla hükmeden üç usta yan yanaydı:
- ilk grubunu çırağı olduğu döşeme ustasıyla kuran, rap ve house gibi türlerin yaygın olduğu bi bölgede 10 çocuklu beyaz bi ailede blues dinleyerek günleri geçiren, her eşyayı olduğu gibi gitarı da hükmedilmesi gereken bi alet olarak gören bi marangoz, enstrümanını sadece birincil amacı için son derece minimalist bi şekilde kullanan pürist bi sanatçı (ki film white'ın coca-cola şişesi, tahta parçası ve yalnızca tek bi telden gitar yaptığı sahne ile başlıyor: "who needs to buy a guitar?")
- white'ın aksine 'ekonomisi b.ku yemiş bi ülkede' müziği siyaset için de kullanmayı hedefleyen, tarz olarak yine white ile taban tabana zıt biçimde distorsiyon, pedal, amplifikatör yoluyla gitarın limitlerini zorlamayı esas alan, kafasının içindeki sesleri ancak bu şekilde gerçekleyebileceğini ve dolayısıyla gerçek anlamda ancak böyle konuşabileceğini düşünen bi gitarist
- tamamıyla bi efsane (fakat the edge'in filmin bi kısmında salladığı 'self-indulgent' sololarıyla diğer ikiliden farklı bi dönemin efsanesi, daha çok bi öncü)
white'ın da kendisini ön plana çıkarmak için ne yapacağını şaşıracak kadar egosantrik olduğu yazılıp çizilmişti, page "whole lotta love" çalarken yüzündeki ifade böyle bi çabaya girmekten ne kadar uzak olduğunu gösterdi..
film olarak değil, konser olarak da bakabilirsiniz pek tabi.. birlikte "in my time of dying" çaldıkları sahne, "whole lotta love", "stairway to heaven", "ramble on" gibi efsanelerin yanında "steady as she goes" gibi belki de ileride efsane olabilecek şarkılar.. beyoğlu sineması'nın sabotajlarına rağmen keyifliydi çok..

gainsbourg
hücre 211
köpek dişi
Logged

Pages: [1]
batug.com forum sayfalari  |  Basketbol Dışı  |  Kültür - Sanat  |  Sinema  |  Topic: 29. İstanbul Film Festivali « previous next »
    Jump to: